Gülümse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gülümse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.09.2012

Faili Meçhul...!


Faili Meçhul cümlesini duyunca insan kendini kötü hissediyor değil mi? Sonuçta biz bu zamana kadar hep faili meçhul olan şeylerden zarar gördük. Faili meçhul cinayetler, faili meçhul olaylar... Yaklaşık bir sene önce keşfettiğim basit ama sevimli bir fikir vardı; Faili Meçhul Kıyak! (Biz kısaca FMK diyelim) Çıkış noktası iyilik yap iyilik bul basit ama sevimli bir hareketti. Bugün yine aklıma geldi bakayım kim neler yapmış dedim cidden çok hoş fikirler ortaya çıkmış, insan yazıları okurken bile mutlu oluyor be.

Şimdi canlar daha önce rastladınız mı bilmiyorum ama ben yinede kısaca bu FMK den bahsedeyim. Bir arkadaş düşünmüş taşınmış daha doğrusu bi filmden ilham alarak fikir üretmiş. İyiliklerin bile artık karşılık beklenerek yapılır olduğu günümüzde yapanı belli olmayan iyilikler yapalım demiş. Hani atalarımız der ya bir elin verdiğini öbür elin görmesin aynen o hesap. Ee günümüz insanı malum şartlar yüzünden paronayak olmuş, bu yaşımıza kadar da aman kızım başkasının verdiğini yeme modunda büyütülmüşüz anlamayız biz kıyaktan falan. İşte bu karışıklığı önlemek için de sağda ördüğünüz küçük kartları hazırlamış. İyilik yapan insancık artık ne iyilik yapıcaksa üstüne bu kartı iliştirip bırakıcak, maksat kimliğini ele vermeden insanların yüzünü güldürebilmek. Fikir hakkında daha fazla bilgi almak için sizi hemen buraya alayım. Bi de bu olay vakti zamanında Beyaz Show'a konu olmuştu izleyenler hatırlar, izlemeyenleri de buraya alayım. Ben arkadaşın yazdığı fikirleri hemen buraya kopyalıp kaldığım yerden devam edeyim:
  • Köprü gişesinde arkadaki arabanın parasını vermek ve hızla uzaklaşmak. Gişe görevlisinden kartı arkadaki arabanın şöförüne vermesini rica ediyoruz.
  • Yaz sıcağında kalabalık bir belediye otobüsünün içinde buz gibi bir kasa kolayı unutmak (kartlar kolalara iliştirilmiş.)
  • Uzun yıllar bakımsız kalan bir mezarı temizlemek ve çiçek dikmek. Kartı mezara bırakıyoruz. Oradan geçen birilerinin belki dikkatini çeker.
  • Karta ataçlanmış 10 TL’lik bir banknotu yolda düşürmek.
  • Birinin posta kutusuna gelen elektrik veya su faturasını alıp, ödemek. Sonrasında faturayı makbuz ve kartla beraber posta kutusuna geri koymak.
  • Haftalardır pis kalmış bir arabayı gece yıkamak ve sonrasında kartı sileceğe iliştirmek.
  • Vapur iskelesinde veya metroda turnikelerden birinin üstüne karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
  • Sipariş verdiğimiz (bir alana ikincisi bedava) pizzayı komşumuzun zilini çalarak kapısına bırakıp kaçmak (kart pizza kutusunun içinde.)
  • Apartmanda kapı önlerine konan çöp torbalarını kapıcıdan önce toplamak ve kartı kapıcının oturduğu evin kapısının altından içeri atmak.
  • Görme engelli bir kişiye, yolda ona etrafındakileri anlatarak yardımcı olmak. [Bunu Amelie filminde gördüm!] Kartı o kişinin cebine atıyoruz. Belki bir yakını bulup okur sonradan ona.
  • Desteğe muhtaç (lösemili çocuklar gibi) bir derneğin kapısına sabaha karşı içi oyuncak dolu bir sandık bırakmak (kart sandığın içinde.)
  • Otomat, ankösörlü telefon veya atari salonlarındaki oyunlara karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
  • Bakımsız bir bahçeyi tertemiz yapıp ortasına iki çiçek dikmek ve kartı sonradan çiçeğe bağlamak.

Şimdi gelelim benim yorumlarıma, öncelikle belirtmek isterim ki fikir gayet masumane. Evet belki tam olarak bir iyilik hareketi değil yani çıkış noktası olarak güzel ama iyiliğe ihtiyacı olanlardan ziyade rastgele birisine jest yapıyosun. Mesela günlerdir açlıktan kıvranan birinin evine poşet dolusu yiyecek götürmekle yukarıdaki iyilikleri yapmanın arasında dağlar kadar fark var. Lakin fikrin ana amacıda öyle büyük iyilikler yapmak değil zaten küçük ama gülümseten şeyler yapmak. Hem karşısındakini hemde kendini mutlu etmek. Kaldı ki daha kapı komşusunu tanımayan, bütün gün somurtarak gezen, otobüse bindiğinde sanki kanlısını görmüş gibi bir yüz ifadesi takınan kısaca teknolojik anlamda gelişen ama insanlık anlamında gerileyen bir toplumda böyle iyilik yapmak ve karşındakini gülümsetebilmek paha biçilmez. Ya bide şu aklımda takıldı biz iyilik yapmak için böyle fikirlere ihtiyaç duyan bir toplum haline mi geldik? Vay anam vay...

Canlar iyilik yapmak için durup uzun uzun kafa yormaya gerek yok o an içinizden geçeni yapın, çevrenizdekiler size deli gözüyle baksa bile. Mesela minibüse binerken yüksek sesle güneydın mı demek geçiyor içinizden deyin! Eve gelirken bakkala uğrayıp bakkal amcaya hal hatır sorun sonrada dört-beş tane şeker alın, bunu sokakta oynayan çocuklara dağıtın. Çocuklar için o şekerler dünyalara bedel olur. Ya da ne bileyim yaşlı bir teyzenin pazar torbalarını alıp evine kadar taşıyın. Eğer yakınlarınızda öğrenci evi varsa bir tencere yemek yapın çat kapı götürüp verin. (kendimden biliyorum o anlarda dünyanın en mutlu insanları olurduk heheh)... Bu fikirler daha uzar gider yeterki yapmak isteyelim;)

Bunları yazınca eskiler aklıma geldi ne zaman bilmiyorum ama bir zamanlar çeşmelerin başına para keseleri konurmuş durumu iyi olanlar üç beş kuruş atıp bırakıp gidermiş, ihtiyacı olanda gelir ihtiyacı (!) kadarını alır gerisini bırakır gidermiş. Osmanlı zamanında da fırınlara torba asılırmış gelen müşteri iki ekmek parası öder bir ekmek alırmış diğer parayı torbaya atar gidermiş, yoksul vatandaş da gelir torbadan bir ekmek deyip para ödemeden ekmeğini alıp gidermiş. Aynı şey kahvehanelerde de varmış... Düşününce ne incelik bee! İyilik yapanda iyilik bulanda hep ölçülü davranmış, hiçbir olay suistimal edilmemiş.


Geç kalmış bir yazıyı geçte olsa yazdım rahatladım.
Neyse canlar iyiliğiniz daim olsun.
 Sağlıcakla kalın...

19.12.2011

Smile,You - Gülümse

 Kurbağa ile Aptal...


Herkese selammm... 

Uzun bir aradan sonra nihayet yazı yazabiliyorum bloğuma. O kadar çok şey birikti ki hangisini yazsam, nerden başlasam bilemedim. Bir ara herşeyi tek bir postta yazayım dedim ama bu diziyi ayrı tutmak istedim diğerlerinden o yüzden haydi başlayalım ve bir çırpıda yazalım zira fazla vakit yok;)

Dizimizin ismi Smile, You diğer bir adıyla Smile Honey, korecesi 그대, 웃어요, bizim deyimimizle Gülümse. Gülümse aslında 2009 yılında yayınlanmış bir dizi ama daha önceden türkçe çevirisi yapılmadığı ve olanlarda karman çorman olduğu için izlememiştim, sevmiyorum başka dilde dizi izlemeyi. Neyse işte sonunda çevrilmeye başladı da bende kıyısından köşesinden nasipleniyorum. Smile You tür olarak romantik-komedi ve aile tarzında, tam tamına 45 bölümlük bir dizi. Evet diğer kore dizilerine göre bölüm sayısı uzun ama izlemeye başladıktan sonra birazcık daha uzun sürseydi diyeceğiniz türden eğlenceli, matrak, romantik bir dizi o yüzden bölüm sayısını kafanıza takmadan izleyin;)

Diziyi izlememiş olanlar için baştan uyarımı yapayım, dediğim gibi Smile You ne kadar romantik-komedi ise bir o kadar da aile dizisi. Yani aile içindeki olaylara dizi de baya yer verilmiş. Ben bu sefer diziyi atlaya atlaya izledim, nerdeyse bütün bölümlerine baktım sayılır ama toplasan üç dört bölüm anca yapar. Fazla zamanım olmadığı için böyle yaptım, kaldı ki ben öyle uzun uzadıya aile dizilerini pek sevmem ama bu dizideki aileler evlere şenlik cinsten. İnsanı çok fazla sıkmadan, her bölümünde heyecanı yüksek tutmayı başaran, kusursuz karakterlerden ziyade daha çok normal (ahaha) insanlardan oluşan sevilesi bir dizi. Yeni başlayan dizilerin sadece ilk bir kaç bölümü izleyip yorum yapabiliyordum ama bu dizi sizi uzun bir süre hayal kırıklığına uğratmayacaktır garanti ediyorum;) (Sonunu bende hala izlemedim ama)

Konusu: Seo Jung In zengin bir ailenin küçük kızlarıdır. Global Motor adlı bir şirketin zengin oğlu Lee Han Se ile biraz da ailesinin zoru ile evlenme eşiğine gelir. Kızımızın babası aslında küçük kızını zengin velet Lee Han Se ile evlendirip sallantıda olan şirketini kurtarmayı istemektedir. Ama çiçeği burnunda yeni evli çiftimiz balayı yolunda Seo Jung In'in şirketlerinin iflas ettiğini öğrenirler. Bunun üzerine Lee Han Se ailesinin baskısıyla kızımızı gelinliğiyle yolun ortasında terkedip gider... İşte bütün hikaye, cümbüş bundan sonra başlar.
Kendisini para yüzünden evlendirmeye çalıştıkları için ailesine küsen kızımızın aklına babasının uzun süre şoförlüğünü yapan büyükbaba gelir. Ve şımarık kızımız bundan sonra alışık olmadığı bir çevrede yaşamaya başlar. Bu küçük eve bir de kızımızın evsiz kalan ailesi ve büyükbabanın yakışıklı torunu Kang Hyun Soo da girince şamata başlar;)

Biraz karışık gibi görünebilir çünkü oyuncu kadrosu baya kalabalık, sonuçta iki aile birden var dizi de ama işin aslı kısaca bir evle yaşamak zorunda kalan iki çatlak aile ve bu ailede filizlenen gençlerin aşkı diyebiliriz.

Oyucular:
 ***
Seo Jung In (Lee Min Jung)

Kafasına eseni yapan, çatlak, şımarık bir zengin velettir kendileri. Ailesinin durumu iflas edene kadar iyi olduğu için el bebek gül bebek büyütülmüş o yüzden biraz hırçın, rahatlığa alışmış ve bu güne kadar zoluk görmemiş biri işte. Velakin kader bu ya bir gün içinde cici kocasını, parasını, evini kaybeder ve Kang'ların evine yerleşir. Zamanla da kedi-köpek gibi didiştiği Hyun Soo'ya aşık olu verir ama Jung In için hiç bir şe tam yolunda gitmez;) 

Kızımızı BOF'tan hatırlarsınız orda da bu dizidekine yakın çatlak bir rolü vardı ama burda tan kendini bulmuş diyebilirim. Sevecen, manyak ama bir o kadar da doğal. Jung In karakterini çok sevdim ben hatta dizide ki en çok sevdiğim karakterdi;)

***
Kang Hyun Soo (Jung Kyung Ho)


Kang Hyun Soo yurt dışında eğitim alıp gelmiş bir motor müdendisidir (yada bunun gibi bişey). Eğitimini tamamlayıp eve dönerken yolda deli kılıklı bir kızla (Jung In) karşılaşır ve zaten karışık olan hayatı daha da içinden çıkmaz bir hal olur. Bu çatlak kızın aslında sekiz yıldır aşık olduğu kadının küçük kız kardeşi olduğunu öğrenir, herkes için olaylar çok farklı yönlerde cereyan etse de aynı evde çakışır kalır.

Bu çocuğu Misa'dan hatırlarsınız, hani kızın sevdiği ana kuzusu bir çocuk vardı dizinin başlarında o işte.

***

Diğer oyuncuları tanıtmıcam zira ucu bucu görünmüyor bu işin:) Dediğim gibi hem çok içimizden, doğal karakterlerle dolu hemde farklı gelen bir havası var. Ciddi anlamda bir kaç yerde atlayarak izledim ama çok nadir. Ha bide aklıma gelmişken, bölüm sayısı uzun olunca hen bir sahneyi ve olayları acele etmeden çekmişler. Bizim dizilerdeki gibi büyükbabadan toruna kadar (hatta daha da ilerliyordu galiba) uzanıyor sülale ama bizdeki gibi sıkıcı değil, bölümler arasındaki heyecanı olabildiğince canlı tutmuşlar ve o kadar kalabalık kadroyu güzel harmanlamışlar;)

Son olarak aklıma gelen küçük ayrıntıları da yazayım; mesela büyükbabaya bayıldım ''be adam sen ne tutumlu şeysin'' dedim durdum:) Sonracıma büyükbabanın evdekileri hergün sabahın altısında kaldırıp, üstlerinden hiç çıkarmadıkları yeşil eşofmanla spor yaptırmasını sevdim. Ve son olarak dizide sadece tek bir çiftten ziyade bir çok karakter üzerinde durmalarını da sevdim... Bu böyle uzar gider;)

Smile You tamda moralim bozukken karşıma çıktı çokta iyi oldu çünkü dizide birbirinden komik bir çok sahne var. Eğer sizde birazcık tebessüm etmek istiyorsanız izleyin derim bu manyak aileleri ve şu aşağıdaki tatlı çifti ;) Dizi şu anda birçok sitede var o yüzden link vermicem ama burdan şarkı eşliğinde diziden kesitler izleyebilirsizin, fikir sahibi olmak için;) Hepinize iyi seyirler...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...