6.05.2013

Eşeğin Aklına Karpuz Kabuğu Düşürmek


Selam canlar yine tatsız bir konudan bahsetmeye geldim. Biliyorum son yazdığım yazılar hep can sıkan konular üzerine oldu ama napayım insan olmaktan dahi utandığım bu gibi durumları gözardı edip dizi tanıtımı yapmak hiçte doğru gelmiyor bana. İçimdekileri anlatıp rahatlıyayım ondan sonra alışık olduğunuz iyimser dizi delisine tekrardan dönücem merak etmeyin.
Biraz önce televizyonda zap yaparken bir programa denk geldim, konu cinsel taciz… Evet o bilindik konu. Ama beni asıl üzen şey doktorun (psikiyatris de olabilir)  dedikleri oldu ‘’Çocuğunuzun kimlerle gezip nerede oldukları biliyor olmanız yeterli değil, onları içteki tehlikelerden de koruyor musunuz?’’ Dünyamız öyle berbat bir hal aldı ki çocukları yabancılardan korumak yetmiyor artık, canım dediğimiz insanlardan bile sakınmak lazım. Çünkü programa telefonla katılanların yüzde yüzü istismarın kendi öz baba ve öz abisinden geldiğini söylediler. Ne kadar acı! Evet çok iğrenç bir durum ama maalesef böyle ruhsal bozukluğu olan insanlar var aramızda. Ruhsal bozukluğu (şerefsizin kibarcası) var diyorum zira bir bebeğe farklı gözle bakabilen biri normal bir insan olamaz. Kendi öz çocuğun ya akıl alıcak şey değil, bunun tek açıklaması sapkınlık başka bişey değil. Hayatım boyunca lanet okuduğun tek mahlukat sizin gibi pislikler oldu, gerçekten insanı insanlığından utandırıyorsunuz.
Bu gibi sapkınlıkların kaynağını araştırdığımızda karşımıza ilk olarak aile çıkıyor. Özelliklede sayıca fazla olan ailelerin aynı çatı altında yaşamaları ve belkide dikkatsiz davranmalarından dolayı çocuklarda yanlış yöne sapıyorlar. Daha doğrusu yanlış yaşta ve ortamda merak duygusu uyanıyor ve günümüzün hem mucizesi hemde felaketi olan tv-internet aracılığıyla erken yaşta cinsellikle tanışıyorlar. Doktorun en çok yakındığı konuda bu cinsellik yaşının her geçen yıl daha da aşağılara inmesiydi.  Bence bu konudaki en büyük sorumluluk anne-babanın, eğer sen çocuklarının yanında davranışlarına ve konuşmalarına dikkat etmezsen çocuktan dikkatli olmasını nasıl bekleyebilirsin ki. ‘’Aman bacak kadar çocuk anlamaz bişi’’ deyip geçmeyin cinsiyet gelişimi 5 yaşından iyibaren başlıyormuş, çoçuk ne dediğini tam olarak anlamasa bile o kafasına kazınan soru işareti kötü sonuçlara neden olabilir. Yani anne-babalar Allah aşkına dikkat edin davranışlarınıza bunu özellikle söylemek istedim çünkü çevremde de bu tip yanlışlıklar yapan aileleri gördüm yazık ya. Ha ben demiyorum ki ‘’Aman sakın çocuklara cinsellikle ilgili bişi anlatmayın’’ aksine anlatın ama yaşına uygun bir şekilde ve dozunda. Fazlası zarar azı ise cahilliktir…
Benim sinirlerimi bozan ikinci kısım ise televizyonlar.  Gerçekten uzunn süredir haberler ve yarışma programları haricinde televizyon izlemiyorum daha doğrusu izleyemiyorum. Hangi kanalı açsam ya biri diğerini aldatıyor ya da tecavüze uğruyor, mide bulandırıcı. Küçükken deli gibi televizyon izlerdim o kadar abartırdım ki annem beni televizyonun başından kaldırmak için evin elektrik şartellerini indirirdi. Çünkü o zamanlar en büyük eğlencem o televizyondu. Akşamları da ailecek toplanır o günki rutin dizi yada filmlerimizi izlerdik ama şu anda babamla izleyebileceğim bir tane bile dizi yok. Bunun en büyük nedeni de senaristlerin tecavüz tutkusu! Maalesef ülkemizdeki dizi sektöründe öncelik seyircileri ağlatarak yani onların duygularını istismar ederek kanala bağımlı hale getirmek.  Bunu başarıyorlar mı evet zira Fatmagül’ün Suçu Ne isimli o salak dizinin ilk bölümünde milyonların ekrana kilitlenmesi bunun en büyük kanıtı. Farkındaysanın artık dizilerin büyük çoğunluğunda en az bir tane tecavüz sahnesi var. İnsanların ilgisini çekmek için çok adice bir yöntem bence. Çünkü aynı sahneleri 70 yaşıdakide izliyor 7 yaşındakide. Bu konuyla ilgili o kadar farklı haberler okuyorum ki resmen kanım donuyor. Mesela bir ara Karabulut cinayeti gündemdeydi hatırlarsınız, sağolsun televizyonlar haberin içeriğini o kadar ayrıntıya inerek verdilerki o sahneleri yaşamış kadar olduk. (Yaşı on onbeş civarı olabilir tam hatırlamıyorum) Bu haberlerden etkilenen bir çocukta ‘’Seni buraların münevveri yapıcam’’ diyerek bir kızı kaçırmıştı. Türkler duyduklarından hemen etkilenen bir toplum ve malesef çıkarcılar bu özelliğimizden fazlasıyla kar elde ediyor. Ama benim asıl anlamadığım RTÜK'ün bu konuya neden bu kadar sessiz kaldığı. Yani belli işte herkes çok fazla etkileniyor öyle ki herkes paronayak oldu, kafalarda acaba işareti dolanıyor. Ben hiç bu konuya değinilmesin demiyorum malesef buda hayatın bir gerçeği ama belli bir sınırı olsun diyorum. Daha doğrusu eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek zorunda mısınız diyorumm!
Bu arada sanmayın ki istismara uğrayan sadece kız çocukları, erkek çocuklarıda aynı oranda istismar ediliyor ama tek fark bunu dile getiremiyorlar. Hep kız çocukları daha içine kapanık yani daha çok çekinir bu yüzden kimseye söyleyemez sanırız ama bu oran erkeklerde daha fazlaymış. Off çok can sıkıcı... Tamam artık daha fazla konuşupta sinirlerimi daha fazla yıpratmıcam, söylemek istediğim üç konuyuda iyi kötü dile getirdim (aile-internet/tv-RTÜK) şimdilik sağlıcakla kalın canlar...

 Allah böylelerini ıslah etsin ve akıl fikir versin...

23.03.2013

Emek Hızsızlığı!

Selam canlar uzunn bir aradan sonra yine klavye başındayım.
Ama bu sefer gelişim pek hayırlı değil...


Uzun zaman önce aldığım karar neticesinde bir seneliğine internetten uzak kalmaya karar verdim, zaten benim internetle bağım son yıllara sadece blog oldu. Her ne kadar bilgisayardan internete giremesemde telefondan çinguların yeni yazılarını takip etmeye çalışıyordum. Dün yeni gelen postları karıştırırken Miss Nefertiti'nin şurdaki yazısıyla şok oldum. Kendini çok zeki zanneden insancığın birisi Winpohu ve benim yazılarımı araklayıp kendine bir blog açmış. Ama beni şok eden kısım bu değil. Çünkü daha öncede buna benzer çok olayla karşılaştım, damarıma basanlar hariç hiçbirini bloğa yada başka bir yere yazmadım kendim hallettim. Dediğim gibi beni şok eden ne yazılarımın çalınması ne de çalanın pişkinliği asıl mevzu bizim kızların tek güç olup saldırıya geçmesi! Abicim Nefertiti'nin yazısını okuyunca gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Gerçek blog yazarları birleşip söke söke haklarını almışlar, kıza özür diletene kadar resmen saldırmışlar:) Kız hem izinsiz aldığı yazıları silmiş hemde özür dilemiş (tabi bizim kızlar sayesinde), Miss Nefertiti de sağolsun bazı ekran görüntülerini almış. Onları okurken çok mutlu oldum yahu ne bilem bir anda herkesin bir araya gelip elbirliği ile işi hallettiğini görmek çok güzel. Özelliklede ben buralarda olmadığım için benim hakkımı da savunup, benim adıma kızdan özür istemelerinide ayrıca sevindim. Hepinize tek tek teşekür ederim. Bitenesiniz canlar... Ben telefondan Miss Nefertiti'nin ekran görüntülerinden bir kaçını indirmiştim, buraya eklemek isterdim ama yazılar çok okunaksız olduğu için direk resimlerin orjinalinden okuyun görün blog yazarların gücünü(tık tık)


Şimdi gelelim bu kopyalama olaylarına. Bir çok blog arkadaşımız bu hırsızlık illetinden bıktığı yada korktuğu için sağ tuşu kapatıyor. Takip ettiğim bloglarda sağ tuşun kapalı olmasına bazen çok uyuz oluyorum. Çünkü alıntı yapmayı seven bir insanım, sevdiğim bir cümle olduğunda hemen onu bir dosyaya kaydetmeliyim. Ama herşeyin bir adabı vardır canlar, bloğa başka birinin yazısını yada resmini ekliyorsam olması gerektiği gibi kaynağınıda eklerim. Kaldı ki sadece bloğa eklerken değil word doyasına kaydederken bile yazıyı kimin yazdığını ve bloğun adresini özellikle kaydederim. Yada alıntı yapmak şurda dursun eğer bir bloğun herhangi bir özelliğinden esinlendiysem onu bile belirtirim.(bknz: Kırıntılar) Zira isteyerek yada istemeyerek başkasının yazıyısı paylaştığımda yazının asıl sahibi gelipte ''Ne hakla benden izinsiz yazılarımı paylaşırsın!'' dediğinde utanırım. Utancımdam kıpkırmızı olurum, burası sanal alem bile olsa. Ama utanmak şurda dursun zeytin yağı gibi üste çıkanlar var! İnanıyorum ki bunlar ya cahil (çünkü ne suç işlediğinin farkında değil), ya yaşı çok küçük, yada cümle kurmaktan aciz... Ama emek hırsızlığı yapmak için hiçbiri mazeret olamaz. Hayır anlamadığım nokta bu insancıklar birden çok bloğun yazılarını(düşüncelerini) toplayıp birde pişkin pişkin ''Yazılarımı beğendiniz mi, nasıl olmuş?'' gibi yorumlar yazmıyolar mı! İşte benim şarteller orda kopuyor... Allah'dan son yıllarda bu sanal alem hızsızlığına karşı yasal ve teknolojik anlamda bir çok önlem alındı. Bunların yeterli gelmediği zamanlarda da yukarıda gördüğünüz gibi doğal misil güçler kuruldu:) Bu gibi hırsızlık yaparların %90'ı ''Koskoca sanal alem nasılsa yakalanmam'' düşüncesiyle hareket ediyor ama işte Allah'ın sopası yok!

Bu olaylar çok başıma geldiği için aktif olduğum zamanlarda nerdeyse hergün tarama yapıyordum çalıntı falan var mı diye. Son aylarda pek ilgilenemedim blogla ama bu değilki hiç kontrol etmiyorum! Sağ tuşu kapama olayından nefret ettiğimi söylemiştim ama bu gibi bir olayla daha karşılaşırsam istemeyerek de olsa bende kapatmak zorunda kalıcam... Canlar kimsenin kalbini kırmak istemiyorum o yüzden lütfen biraz saygılı olun, yazılar için izin istedinizde vermedik mi? Yada izin istemenize bile gerek yok sadece link verin (kaynak gösterin) yeterli. Bu blog benim için çok önemli,  son yıllarda severek yaptığım tek şey. O yüzden kimsenin emeğini, duygu ve düşüncelerini göz göre göre çiğnemenize izin veremem!

Bu bloğu takip edenlerden ricam, benim bloğumda okuduğunuz yazıları başka başlık altında başka sitelerde görürseniz lütfen gelip uyarın beni. Sadece benim yazılarım değil şu solda gördüğünüz Çingular bölümdeki blog arkadaşlarımın yazıları yada resimleri de olabilir, kendisine haber veremezseniz bile gelip beni uyarın lütfen... Geri kalanını biz hallederiz;))

Umarım bu konuda ve tarzda yazdığım son yazı olur!
Daha güzel konularda görüşmek umuduyla şimdilik sağlıcakla kalın.
Umarım en kısa zamanda tekrar gelirim;)

Not 1: Bloğu, sizi, yazı yazmayı çok özlemişim be...
Not 2: Misaki 'ye blog resmi için çokkkk teşekkür ederim. Canımcım her zamanki gibi çok güzel olmuş;)

11.12.2012

Bütün Mesele İnsan Kalabilmek!



Haberleri açıyorum, sanki dünyanın en normal olayı yaşanıyormuş gibi spiker sakin bir ses tonuyla ''Genç kadın kocası tarafından sokak ortasında dövüldü'' diye haber aktarıyor. Başka bir kanalda üç adam(!) ön tarafa kurulmuşlar kadını ise kamyonetteki kağıtlar düşmesin diye en tepeye oturtmuşlar. Adama soruyorlar ''Eşiniz yukarıdan düşmez mi?'' diye adam da gayet gururlu bir edayla ''Düşşün yenisini alırım!'' diyor. O kadar garip duygular içerisindeyim ki küfür etmek bile içimden gelmiyor. Kapatıp televizyonu gazeteye göz atıyorum ''Yine bir kadın boşanmak istediği kocası tarafından öldürüldü'' diye küçük bir köşe ayırmışlar çünkü asıl büyük haber milletvekilinin kocasından dayak yediğinin açığa çıkması. Okumaya devam ediyorum belki bir kadının dayak yemesi sıradan olabilir ama bir milletin vekilinin dayak yemesine belki tepki gösterirler diyorum. Ama yok! Olay hemen kapatılıyor... Canım fena halde sıkılıyor biraz içim açıksın diye salonda oturan misafirlerin yanına gidiyorum bir adana muhabbetidir gidiyor, tabi meraklı insanlarız hemen ''nolmuş?'' diye atlıyorum. Olay aynen şöyle; iki sene evvel 3 ÇOCUK  bayram şekeri toplamak için evden çıkmışlar ve dokuz ay boyunca hiç haber alınamamış. İşin aslı bir şekilde ortaya çıkmış, apartmana yeni taşınan bir adam(!!!) bayram şekeri verme bahanesiyle iki kız bir erkek çocuğunu içeri almış ve günlerce belkide haftalarca alı koymuş. Aslında hep duyduğum şeyler ama yinede kalbim sıkıştı içimden ağlamak geldi. Ya aklım almıyor nasıl bir mantıktır, nasıl bir vicdansızlıktır ya nasıl nasıl!

Biliyorsunuz ki AB bizi kanatları altına almamak için önümüze bir sürü engel yığdı. Onların en çetrefillilerinden biride Kadın Hakları daha doğrusu ülkede kadınlara yapılan muameleler. Böyle haberleri izledikçe inanın AB'ye hak veriyorum. Ulan sokak ortasından tavuk keser gibi bir canı alıyorlar, sonrada halk ayaklanmasın diye(kim ayaklanacaksa) sembolik bir ceza verip salıyorlar şerefsizleri. Çünkü ülkemizde eziyette görse, öldürülsede, tecavüzede uğrasa kadın bir şekilde haksızdır. Hiç bişey yapmadıysa bile kuyruk sallamıştır. Lan insan bozmaları hadi bir ihtimal kadın kuyruk salladı (ki hangi kadın böyle bir şeyi ister) 5 yaşındaki çocuk hatta 3 yaşındaki bebekte mi kuyruk salladı!!!

Biraz önce anayasa çalıştım tam da 2004 Anayasa Değişikliği - İdamın Kaldırılması'na geldim. İnsan düşünmeden edemiyor be ''İdam kaldırıldı da iyi oldu mu?'' hiçbir zaman hatta şimdi bile Allah'ın verdiği bir canı hangi sebeple olursa olsun başka bir kulun almasını doğru bulmuyorum. Ama böyle insan bozmalarını görünce acaba diyorum...

Bildiğiniz üzere bütçe yılı başladı milletvekillerimiz harıl harıl çalışıyor. Bir tanesi kürsüden bir küfür atıyor salondakiler boş durur mu hemen karşı atağa geçiyorlar. Biri bir ara sandalyesine davranıyor tam atıcakken meclis başkanı araya giriyor. Sonra diğeri hızını alamıyor bir tokat patlatıyor en yakınındakine. Ohh nasıl olsa bir cezası falan yok vuran vurana... Valla bazen TBMM'nin en baba aksiyon filmlerinden bile daha heyecanlı olduğunu düşünüyorum. Neyse efendim onlar mecliste anaokul çocuklarının bile yapmayacağı davranışları sergileye dursun ülkemizde onlarca kadın ölüyor ve yüzlercesi... Milletvekilinin biri çıkıyor bilmemne hayvanlarını koruma taslağı hazırlıyor, hiç kusura bakmayın ama bu ülkede kadınları ve çocukları hayvanlar kadar bile sevmiyoruz.

Cem Garipoğlu bir açıklama yapmış, efenim kendileri 34 yaşında tahliye olunca Çin'de Hukuk okuyacakmış. Çünkü 18 yaşındaki Münevver'i başından keserek öldürdükten sonra mahkemenin 24 yıl ceza vermiş olmasına çok içerlemiş. Verilen cezanın adaletsiz olduğunu falan söylemiş. Kesinlikle katılıyorum! Sen git bir insanı ağaç budarmış gibi testereyle parçalara ayır sonrada hiç birşey olmamış gibi olayı örtbas et sonrada 24 yıl ceza versinler. Kesinlikle çok adaletsiz ben olsaydım müebbet verirdim! Bu şiddet ve taciz olayları öyle yada böyle azaltılmalı bunun en kestirme yollarından biri cezaları caydırıcı hale getirmek. Ülkemizde öyle zamanlar oluyor ki park cezalarına ödediğimiz mebla suç işleyeninkinden bile fazla olabiliyor. Benim nazarında tecavüz inanın adam öldürmekten bile daha berbat bir durum. Elimde olsa en büyük cezayı bu idam bile olsa onlara verirdim. Ne demektir ya sen bir insanın hayatını almaktan bile beter ediyosun. O kadar hassas bir konu ki şu anda cümlelerimi yazıp siliyorum. Buraya uygun doğru cümleyi bulamıyorum...

Farkında mısınız son yıllarda kadına şiddet baya arttı. Hatta öyle bir hal aldı ki polis korumasındaki kadını bile mahellesinde öldürdüler. Bu demek oluyor ki iş cezaları makul bir hale getirmekle de yetmiyor bunları doğru bir şekilde uygulamakta lazım. 13 yaşındaki bir çocuğu ''26 kişiyle kendi rızasıyla olmuş'' diyerek o şerefsizleri aklayanlar inanın onlarda bile daha aşağılık. Eğer gelişmiş medeniyetler seviyesindeki medeniyetten anladığımız buysa ben böyle medeniyetin..............

Bir de ülkemizin acı bir gerçeği vardır ''Elalem ne der!'' ula kim bu elalem bir bulsam varya Allah yarattı demicem. Her olayda her konuda bu elalem devreye girer, sen istemesen bile girer. Heleki tecavüz gibi bir olay varsa ohooo. Sırf namuslarını temizlemek için (çünkü sadece kadın kirlenmiştir, şerefsizlerin hiçbir suçu yoktur onlar sütten çıkmış ak kaşıktırlar) gider kadını öldürürler yada kadını sokağa atarlar. Hiçbirini yapamasalar bile tecavüzcüsüyle evlendirirler. Allah aşkına bu nasıl bir mantıktır ya! Allah kimseyi o duruma düşürmesin cidden. Yani kadın zaten yıkılmış birde tutmuşlar o an bıraksalar bir kaşık suda boğacayı şerefsizle evlendiriyorlar, yeter ki kadının namusu temizlensin gerisi önemli değil.

Aslında dilimin ucuna gelipte söyleyemediğim o kadar çok şey var ki, bir ihtimal insanların yarasına tuz basmaktan da ölesiye korkuyorum. Aslında benim en çok yazmak istediğim çocuklardı, ha yaşı büyük olunca daha mi hafifliyor içindeki tiksinme derseniz tabiki hayır. İnsanlara zorla yapılan ve yaptırılan herşeyden nefret ediyorum. Ama çocuklar apayrı bi konu be... Odanın içinde gülerek ordan oraya koşturan beş yaşındaki kuzenime bakıyorum, haberdeki çocuk aklıma geliyor ve ilk kez içimden lanet okuyorum!

27.11.2012

Sevilesi Japon Dizileri


Selam canlar son haftalarda bloğu sık güncelleyemez oldum. Sanırım bu gidişlede bir seneliğine ara vermek zorunda kalıcam, zira kurum sınavlara hazırlanıyorum ve cidden dersler çok ağır. Ciddi bir çalışma olmadıkça kazınılmayacağı gün gibi ortada o yüzden bütün hobilerimden bir seneliğine fedakarlık yaparak  kafama koyduğum hedefleri tam on ikiden vurmak istiyorum. Bir iki hafta içinde bloğa ara vericem bu süre zarfında taslaktaki yazıların ne kadarını yetiştirebilirsem artık yazmaya çalışıcam. Gitmeden önce daha geniş bir yazı yazarım inşallah o yüzden bu yazının amacını daha fazla saptırmadan kapatıyorum bu konuyu.

Daha önceden söz verdiğim gibi sevdiğim dizilerin japon versiyonunu da yazıyorum sonunda. Burda kore versiyonunu daha önceden yayınlamıştım. Bunun haricinde çok uzun bir süre başka liste yapmıcam zati yapamıcam o da ayrı bi konu. Önceki listede olduğu gibi burada da diziler arasında herhangi bir sıralama yapmıcam şu an aklıma hangisi gelirse yazıyorum. Hayde başlıyalım:

Hana Yori Dango


Makino ülkenin en elit okuluna girmeyi başaran yoksul bir kızdır. Okulun en zengin züppelerinin oluşturduğu F4 takımı insanları istediği gibi yönlendirmektedir. Kurallara uymayanlara ise kızmızı kart verip hayatlarını zehir ederler. Makino'nun tek istediği sakin bir okul hayatı yaşamaktır lakin arkadaşını kurtarmak isterken F4 ile karşı karşıya kalır ve macera başlar... (Romantik-komedi)

Bu diziyi bilmeyen yada izlemeyen kaldı mı:) Hana Yori'yi listenin ilk sırasına yazmamım nedeni ilk göz ağrısı olmasındandır. Belki en sevdiğim capon dizisi değil ama en güzellerinden olduğu kesin. Zira bu dizi o  kadar sevildi ki bir çok uzakdoğu ülkesi kendilerine uyarlayarak tekrardan çektiler. Ben ilk olarak kore versiyonunu (Boys Over Flowers) izledim ama caponlarınkini nedense daha çok sevdim. Belki Doumyouji'nin içtenliği ve başroldeki kadın oyunculardan kaynaklanıyor olabilir. Bu arada eğer yalnış hatırlamıyorsam dizinin iki sezonu çekildi ve birde filmi vardı galiba. Güzel hoş bir diziydi özelliklede Japon dizilerine yeni başlayanlar için en iyi başlangıç dizi düşünüyorum.

Not: TRT Okul yeni kore dizisi olarak BOF dizisini yayınlama kararı almış. Ve dizinin isminide Yaban Çiçeği koymuşlar. Tekrar ediyorum Yaban Çiçeği! Allasen bu ne ya:P Yaban Çiçeği... Hala inanasım gelmiyor, ula bari adam akıllı bi isim bulamıyonuz bi zahmet sorun google amcaya hemencik söyleyi versin dimi ama:)

Koizora – Sky of Love


Her klasik japon kızı gibi Mika da lisede aşık olmak istemektedir. Ama ilk öpücüğünü okulda aklına gelebilecek son insan olan Hiro'dan alır. Beyaza boyanmış saçlarıyla asi bir görünüş çizen Hiro zamanla Mika'nın kalbini kazanır ama... (Romantik-dram) 

Amasını da izleyip görün artık:) Öncelikle hemen bir konuya açıklık getireyim. Koizora türkçe adıyla Gökyüzü Aşkı ilk olarak 2007 de film olarak çekildi. Daha sonra aynı isimle ve biraz daha genişletilmiş bir konuyla 2008 yılında diziye çevrildi. Ve şunu söyleyeyim filmini mümkünse izlemeyin, gidişat itibariyle saçma salak bir yöne doğru gidiyor. Siz direk diziyi izleyin, en azından konuya daha fazla duygu yüklenmiş ve olaylar biraz daha makul bir şekilde değiştirilmiş. Bittiğinde yüzünüzde buruk bir tebessüm bıraktıran sevimli bir dizi, izlenir yani.

Hanazakari no Kimitachi e


Konu olarak kısaca; azimli kızımız Mizuki'nin erkek kılığında Yakışıklılar Cenneti'ne sızmasıdır. (Komedi-okul)

Bence bu dizi caponları komedi türünde çektikleri en iyi dizi! Zira Hana Kimi'nin bu zamana kadar diğer ülkelerde bir çok benzerleri çekildi ama hepsi içinde konunun işlenişi, karakter seçimi gibi konularda en iyi japonlarınki. En son kore versiyonu çekilmişti göz atmamla kapatmam bir oldu zati, adamlar yine napmış etmiş güzelim diziyi klasik kore dizilerine çevirmiş. Ve bence dizinin en güzel sahnelerini oluşturan yurtlar arası yarışmaları kesip atmışlar. Kusura bakmayın korecanlarım ama diziyi batırmışsınız, yakuşuklu oyuncular ve renklendirme seçiminiz bile bu işi kurtarmıyor. Hana Kimi candır ama işin içine Nakatsu girince;)
Nobuta wo Produce


Okulda popüler olan ve bu popülerliği korumaya çalışan Shuji (Kame), kendine has hareketleriyle sevimlilik abidesi Akira (Yamashita Tomohisa), okula yeni transfer edilen sessiz ve utangaç Nobuta (Maki Horikita). Bu üç farklı karakterdeki incancıkların yolu Nobuta'yu adam etmek için birleşecektir. (Komedi-dram-okul)

Konkon selamı^^
Dikkatinizi çekmek isterim ki Kame ve Pi aynı dizide, üstüne üstlük aralarındaki arkadaşlık ve karakterler çok tatlı. Kame'nin oyunculuğunu her zaman sevmişimdir ve beni hayal kırıklığına pek uğratmamıştır sağ olsun. Maki'ye ise acaip bir gıcıklığım var, tamam kadının oyunluğu güzel olabilir ama bir soğukluk var aramızda, yıldızımız hiç barışmadı gitti. İnadıma yapar gibi bütün dizilerde de bu kadını oynatıyorlar ya. Ve Pi! Bence dizinin en tatlı karakteriydi, kendine has haraketleri, selamlamaları, umursamaz halleri... Pi'nin daha önceki dizilerini de izlemiştim ama hiçbirinde burdaki kadar içten ve mimiklerini bu kadar çok kullanan bir karakteri oynamadı yani bana göre. Sevimli güzel dizidir vesselam.

One Litre of Tears


Aya bir tür omurilik hastalığına yakalanmıştır ve bu hastalık Aya'nın haraketlerini her geçen gün kısıtlamaktadır. Aya'nın hayatla mücadelesi, ailesi ve arkadaşlarıyla olan ilişkileri üzerine kurulu bir dizi. (Dram)

Japonların çok iyi dram dizileri çektiğini her fırsatta dile getirmiştim. Ve bu dizi dram anlamında benim için birinci sırada yer alır. Zira bu dizi bu zamana kadar en çok ağladığım yapımdır desem abartmış olmam. Herşeyden önemlisi konu gerçek hayattan alınma, Aya'nın yaşadıkları günlüğünün ve annesinin yardımlarıyla senaryo haline getirilmiş. Annesinin ricasıyla bi tane değişiklik yapılmış onun haricinde hepsi orjinal. Bunun bilincinde olarak diziyi izlemek cidden çok farklı, özelliklede Aya'nın içinden söyledikleri beni bitirdi... Başrolde oynayan kızada ayrıca helal olsun.

Operation Love


Bir adamın pişmanlıkları üzerine kurulu ilginç bir dizi. Ken ilkokuldan beri tanıdığı Rei'yi sevdğini bir türlü kendine itiraf edemez ta ki Rei başkasıyla evlenene kadar. Pişmanlığı öyle büyüktür ki bir peri (!:)) yardımına gelerek hatalarını düzeltmesi için ona şans verecektir. (Romantik-fantastik)

Biliyorsunuz ki bu dizinin de aynı isimle kore versiyonu çıktı. Ve şunu farkettim ki ben japon versiyonunu sırf Pi'nin ''Haluliya cassss'' repliği için sevmişim. Bu replik olmayınca bir yanım eksik kaldı sanki:) Sakin ilerleyen ama farklı bir yapımdı.

Rich Man, Poor Woman


Kıvrak zekası sayasinde iş hayatında kısa sürede yükselen Toru'nun çevresinde gelişen olayları ve hayatına bir anda dahil olan Chihiro Sawaki isimli kadını anlatmaktadır. (Romantik-komedi)

Sanırım bu dizi 2012'ye damgasını vuran en güzel japon dizisiydi. Her yerde yazıldı çizildi, ki sonuna kadar da haketti. Zira bu zamana kadar iş hayatının zorluklarını bu kadar net ve eğlenceli anlatan bir yapım daha yok. Dizinin ismi her ne kadar klasik olsada kendi yepyeni. Ayrıca şunu söylemezsen çatlarım; Shun Oguri yakuşukludur, iyidir, hoştur ama ilk defa bu adamın oyunculuğuna hayran kaldım öldüm bittim o derece yani:) Hana Kimi'deki rolünden sonra Toru karakteri ilaç gibi geldi valla...

One Pound Gospel

Yetenekli bir boksörün kontrol edilemeyen iştahı üzerine kurulu bir komedidir. Hatanaka Kosaku kendi sikletinde yarışa bilmesi için belli bir kiloda kalması gerekmektedir fakat bu onun için hiçte kolay değildir. (Komedi-spor)

İlk başta dizinin yukarıdaki resmine aldanıp boksla ilgili saçma salak bişey sanmıştım. Tamam yine saçma salak (^^) ama en azından dizi beklediğimden çok daha eğlenceli ve konunun gidişatı boks üzerinden güzel bir şekilde aktarılmış. Ayrıca dizi boyunca Kame-kunnn nidalarıyla az dolaşmadım değil. O nasıl bir oyunculuktur yahu yirim ben seni yirim:)
***
İşte japon dizileri arasında benim en çok sevdiklerim bunlar. Cidden severek izlediğim başka varmıydı hatırlamıyorum. Sizinde izlenmezse olmaz bunu nasıl unutursun dediğiniz diziler var mı? Ha aklıma gelmişken bir ara Love Shuffle, Gokusen ve Hotaru no Hikari dizileri ortalıkta dolanıyordu, bu dizilerin baya seveni de var bildiğim kadarıyla. Ama ben nedense bu üç diziyide çok fazla sevemedim. Zati bazılarını tamamlayamadım bile. Bilemiyorum acaba finaline kadar izlesem sever miydim zira güvendiğim bloglarda da görmüştüm bu dizileri, bendemi bir sakatlık var anlamadım ki. Neyse canım zorlamanında bir alemi yok zevkler ve renkler deyip konuyu kapatıyorum;)

Çok tatlı ya:)

Oh be bu da bitti sonunda
Kendinize iyi bakın canlar.
Jane;)

11.11.2012

K-pop'un Yükselişi (Mim)


Bilgisayarın başına geçince bi gıdım olan yazma isteğim de uçup gidiyor. Son zamanlarda pek bi tembel oldum ben yahu. Bu arada yeni çalışma kitapları aldım eskilerle beraber odamın bir köşesinde küçük (küçük mü!) bi dağ oluşturdular. Onlara baktıkça ne kadar mutlu olduğumu tahmin edersiniz herhalde... Derslerden her bunaldığımda kendimi bloğa atıyorum ama başladığım yazıları tamamlayamadığım için yirmiyi geçkin yazım taslaklarda çürüyor. Özellikle de son zamanlar da JYJ yazısına başlamak gibi bi hata yaptım. Grubun davadan sonra ki yaptıklarını yazıya geçirmeyi uzun zamandır istiyordum ve başladım da. Ama arkadaş yazının sonu gelmek bilmiyor! Bizim veletler niye bu kadar hareketli, bi dizinizi kırıp oturun evinizde dimi ne gereği var ordan oraya koşturup duruyosunuz. Bunlar yüzünden diğer yazılarıda yazamıyorum zaten. Cık cık cık...

Neyse işte baktım tünelin sonunda ışık falan görünmüyor bende en azından gelen mimleri değerlendireyim dedim. Sevgili Günlük ahalisinden Seidou (Elif), Yetenek Sizsiniz programını biz uzakdoğu severlerin hoşlaşacağı şekilde bir mime çevirmiş. Ha illa Yetenek Sizsiniz programı olması şart değil demiş ama ben özellikle o programı seçmek istiyorum. Hani hatırlarsınız yarışmaya iki tane sevimli kızımız (!) çıkıp o eşsiz sesleriyle (!) korece şarkı söylemişlerdi. Şimdi videolarını arayıpta sinirlerimi tekrardan zıplatamıcam, hatırlamışsınızdır siz. Ha işte o günden beri içime dert oldu ulan bende çıkıcam yarışmaya o güzelim korece şarkıları söyleyip Hülya'nın yüzünü morartıp arkamı dönüp gidicem deyip durdum. Dikkatinizi geçerim yarışmaya katıldım, birinci seçildim ama (gurura bak sen) tek amacım bu sahnede güzel korece şarkı söylenebildiğini göstermekti deyip arkamı dönüp gidiyorum. He he düşünecesi bile güzel be:) Yalnız ben hayalimde tek şarkıyla yarışıyordum ama Seidou mimi üç aşamalı yapmış eleme-yarı final-final tarzı bişi, her aşamada birer şarkı seçiyoruz. Geriden atıp tutmak kolaydı ama içine girince işin rengi değişti, şarkıları seçmekte o kadar zorlandım ki anlatamam, en sonunda pes edip aklıma ilk gelenleri söyleyiverdim. Bu arada ben seçimimi düet şarkılardan yana kullandım, oldum olası sevmişimdir düet şarkılarını...

Not: Yazının başlığına çok sinir oldum ama yok arkadaş ne kadar zorlasamda aklıma başka bişi gelmiyor. İnanın daha beterlerini de düşündüm o yüzden bununla idare edeceksiniz;)

1-Eleme

Jang Ri In & Xiah Junsu - Timeless


Bir çok şarkı içinden aklıma ilk gelen bu güçlü düet oldu. Taktir edersiniz ki böyle güçlü bir sesi (evet Junsu'cukumdan bahsediyorum ehe) oylamaya bile gerek yok kafadan yarı finalde zati;) Yarışma olduğu için gönül isterdi ki sizlere canlı performansın videosunu ekleyeyim lakin laf aramızda kadın çok detone oluyordu o yüzden film tadındaki bu kliplerle jürinin gözünü boyayalım;)

 2 - Yarı Final
T-ara & Supernova - TTL (Time to Love)


Gelelim yarı finale, bu kısımda da sevgili kızlarım T-ara ve daha öncesinde hiç dinlemediğim Supernova grubunun haraketli düetlerini seçtim. Bu şarkıyı neden seçtim inanaın bende bilmiyorum belki de Seidou'nun taktiğini sürdürüyor olabilirim. Yani elemede güçlü seslerle jüriden artı puanları topladıktan sonra yarı finalde de işin içine birazcık hareket katayım dedim. Severim bu kızları iyidir, hoştur ayrıca bu düetleride güzeldir yakışır yani yarı finale...

3- Final

Tablo & Taeyang - Tomorrow


İşte bu yaa! Şarkı, ses, görüntü, uyum hepsi şahane... Ah bu şarkının ilk çıktığındaki canlı performansını eklemeyi çok isterdim ki ben ikilinin o videodaki hallerini daha çok seviyordum lakin orjinal klip yayınlanınca hemen kaldırdılar videoları pislikler. Ahh önceden videoyu bilgisayarıma indirmediğime nasıl pişman oldum bilemezsiniz. Neyse konuya döneyim finaldeydik biz dimi; Taeyang candır ya, adamın sesi ve dansı finali geçmek için yeter de artar bile ama Tae'nin bu şarkısını özellikle seçtim zira Tablo 'yla olan uyumuda ayrı bi güzeldir.

Herkes şarkılara bi alternatif eklemiş bende finale bi tane ekleyeyim dedim. Bari BigBang ile başladım onlarla devam edeyim, hımmm sanırım Haru Haru şarkısını seçicim. Ve alttaki klibi de özellikle eklemek istiyorum Haru Haru şarkısı videonun ikinci yarısından sonra başlıyor ama öncesindeki performansda görülmeye değer.



Kafam hep başka yerlere gidi ya buna rağmen yazıyı sonunda tamamlayabildim. Ha bu arada bu güzelim listeyle jüri olacak insancıklar beni birinci seçmeselerde (gerçi böyle bi olasılık yok ama neyse) çokta tınnn ben kendimi çoktan birinci ilan ettim bile hehe... Şimdi geldik mimi paslamaya en çok zorlandığım kısım da burası, özellikle yazı yazmayı canı istemeyen ama mim yazıları sayesinde bloğa uğrasın dediğim çok insan var. Lakin kim yazmak ister istemez kestiremiyorum... Madam PatapuffAgasshi ve yazmak isteyeceğini düşündüğüm Bez Cadıları piyangodan siz çıktınız canlar, ben ufaktan kaçadurayım size kolay gelsin;) 




Güncelleme:

Artık hakkında konuşmak bile insanın canını yakıyor 17 şehit nedir ya! Hep aynı vaatler, aynı sözler, aynı davranışlar sonuç ''sıfır''... İnsanları salak yerine koyup her seferinde aynı sözleri söyleyeceğinize ciddi önlemler alın artık! Bak yine susayım dedim ama yazık be! 17 eve yine ateş düştü yazık...

27.10.2012

İyi Bayramlar!


Bayramınız mübarek olsun canlar...

İnşallah bütün aile bireylerinizle huzurlu, mutlu ve eğlenceli bir bayram geçirirsiniz.


10.10.2012

Cidden Acaip Sorular (Mim)



Bu kaçıncı yazıp silişim bilmiyorum ama artık yazıya başlasam iyi olucak. Zira başım ağrımaya başladı... Teeee haftalar önce Kore Aşığı beni bu acaip mim sorularıyla mimlemişti ardından da  Bunu Sevdim mimlemiş, kusura bakmayın canlar hep aklımdaydınız ama ancak vaktim oldu. Valla erinmesem mimin peşini sürüp soruları kimin hazırladığını öğrenicem, öyle acaip sorular sormuş ki arkadaşın ruh-i halini çok merak ettim doğrusu:) Neyse başlıyalım bakalım...

1. Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız ?
Öncelikle ben normal bir insan değilim bununda gayet farkındayım, yani başkaları ''Napcam ben şimdi!'' diye telaşa kapılır bense ''Niye bir yıl!'' diye düşünürüm. Şu anda bu konu hakkında bol keseden sallamak kolay ama gerçekten böyle bir durumda olsaydım napardım bilmiyorum aslında bakarsanız bilmekte istemiyorum. Zaten depresyona girmeye meyilli bir insanım bana böyle sorular sorarak daha fazla içimi karartmayın la. Bu arada insanın öleceğini bildiği halde öleceği zamanı bilmemesi ne büyük bir nimet...

2. Fobileriniz , takıntılarınız var mı ? Varsa neler ?
Ahanda bu yazımda takıntılarımdan bir bir bahsetmiştim ordan okuyuverin, elbette daha fazlası var ama şimdi sordunuz ya hayatta aklıma gelmez:)

3.Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız ?
Benim gibi yalnızlığı seven bir insan için bile katlanılmayacak bir durum bu. Ne demek benden başka kimse yok yahu, napayım ben iki karış ıssız toprağı. Dünyayı yaşanır yapan iyisiyle kötüsüyle içindeki insanlar... (Pek bi felsefik konuştum be)

4.Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız ? Neden ?
Türkiye! Bunu geyik olsun diye değil cidden istediğim için söylüyorum Dünya'yı dolaşmaya ilk kendi ülkemden başlamak isterdim. Daha kendi ülkemin güzelliklerinden bi haberken başka yerlerin gözümü bayaması içimi burkar... Daha sonrası için tabiki Güney Kore, Japonya, İspanya'ya giderdim.

5.İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz ?
Masallara inanmam... Hem ümidimiz kurbağalara mı kaldı be pii:)

6.En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay?
Çok var ya, itinayla kendimi rezil etme kapasitem var. Hangi birini anlatayım ki, ayrıca niye anlatıyorum ki zati yeterince rezil olmuşum bide burda anlatıp kendimi iyice rezil mi edeyim, diğer soruya geçiniz;)

7.Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey ?
Mp3, anahtar, telefon. Mp3 olmadan sokağa adımımı atmam, kendileriyle ayrılmaz bir bütün gibiyiz. Sayesinde kafamdaki sorunları bir kenara bırakıp başka diyarlara doğru yola çıkıyorum...

8.Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını isterdiniz ?
Hımm... O kadar film izliyorum, kitap okuyorum ama yok. Ha bu benim hayatımın mükemmel olduğu anlamına gelmiyor sadece böyle dünya tatlısı anne-baba'ya başka hiçbir yerde rastlamadığım için başka hayatları istemezdim.

9.En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız?
Zati şüpheleniyorum böyle bir durumdan o yüzden ilk başta pek hepki vermezdim ama sonrası için garanti veremiyorum. En yakın arkadaşım bile olsa niye gidecekmişim başka bi gezegene üstelik denek olarak bak sen! Valla anam önce benim bacaklarımı sonrada uzaylı bozması arkadaşımın kafasını kırar bizi dizinin dibine oturtur demedi demeyin:)

10.İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?
(Niye hep İsviçreli bilim adamı buluyor bu meretleri kardeşim!) Şu andaki ruh-i halimden dolayı aklım fikrim sınavlarda, hazır görünmez olmuşken Uzmanlık için yapılan mülakatlarda insancıkları neye göre elediklerini öğrenirdim. Evet zıtlığım yine burda da kendini gösteriyor, neye göre aldıklarından çok ne için elediklerini daha fazla merak ediyorum.

Yazının başına gelmedik kalmadı ya, kaç kez başından kalkıp oturmak zorunda kaldım alt tarafı iki satır bişi yazdım. Bu arada internetin gazabından dolayı bu mimi kimler yazdı kontrol edemiyorum eğer bu mimi daha önceden cevapladıysanız beni görmezden geliniz canlar:) Bu mimi bir haftadır ortalıkta görünmeyen Harmony, Hoi Hoi ve üç haftadır kendisinden haber alınamayan EunHye'ye paslıyorum. Hayde size kolay gele...
Bu aralar fena halde grip salgını var,
aman dikkat diyorum!
Sağlıcakla kalın canlar.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...