10.07.2013

Rab Ne Bana Di Jodi - Bizi Rab Birleştirdi



Hint filmlerine kaldığım yerden devam ediyorum. Bu yazıyı dün yazıcaktım ama bloğumdaki küçük bir sorundan dolayı yeni yazı giremedim. Geç olsun güç olmasın diyerekten yeni filmime başlıyorum; Rab Ne Bana Di Jodi türkçe adıyla Bizi Rab Birleştirdi yada Bizi Allah Birleştirdi...

Eminim bu filmi bir çoğunuz izledi ben yinede izlemeyenler için konusuna kısaca değineyim; Surinder (Shahrukh Khan) eski öğretmeninin kızına ilk görüşte aşık olur. Ama esas kızımız Taani (Anuska Sharma) nişanlıdır zaten Surinder esas kızımızın nişanına gelmiştir. Hayat bestesinin güftekarı alın yazısını baştan yazar ve Taani'nin nişanlısı yolda kaza geçirerek vefat eder. Bu haberi alan Taani'nin babasıda fenalaşarak ölüm döşeğine düşer. Babasının son arzusuda Surinder'in kızı Taani'yle evlenerek onu himayesi altına almasıdır. Eski öğretmeninin son arzusunu gerçekleştiren Surinder Taani ile evlenir, fakat Taani babasının ve nişanlısının vefatından dolayı eski neşesini kaybeder. Surinder utangaç, kendi halinde biridir buna karşın Taani'nin eski neşesini yerine getirmek ister çünkü karısına ilk gördüğü günkü gibi aşıktır ama çabaları boşa gider.  Son çare olarak en iyi arkadaşı Bobby (Vinay Pathak)nin yardımıyla imaj değiştirir ve utangaç bir karakterden komik, yalaka birine dönüşür. Taani'nin yeni kocasını tanımaması üzerine kendini Raj diye tanıtır. Surinder kendini olayların akışına bırakarak iki farklı kişi olarak karısının yüzünü güldürmeye çalışır. bundan sonra kader Taani'nin seçimiyle şekillenecek; kendini her daim koruyan kocası Surinder mi yoksa hayatına neşe getiren Raj'ın mı seçicek?


Ben kısaca anlatayım demiştim bir ara ama hint filmleri bu kadar uzun olunca kısaca anlatımıda ancak bu kadar kısa oluyor. Kim ne derse desin bu hintliler romantik-komedi işini çözmüşler arkadaş. Oyunculukları çok iyi, şarkıları çok iyi, konuları çok sağlam... Bu filmi konusuna yada oyuncularına bakmadan izledim, bir blokta (şimdi hatırlamıyorum) şu repliği görmüştüm:

Taani: Sana bir sevgi kırıntısı bile vermedim ama sen bana sevgini göstermeye devam ettin.
Beni nasıl bu kadar çok sevebildin?

Surinder: Çok basit, sende Rabbimi gördüm...

Uff resmen vuruldum yahu, evet biraz yok yok baya ağır bir söz ama insanı tam on ikiden vuruyor. Ne demektir ya ''sende Rabbimi gördüm''... Aslında güzel filmler hakkında fazla konuşmak istemiyorum hani izleyip görmen lazım derler ya aynen öyle. Zati için içinde Shahrukh Khan gibi bir zati muhterem varsa izlememek olmaz. Filmde birbirinden tamamen zıt iki rolü başarıyla oynadı adam, mimiklerini kullanarak rol yapan oyuncuları ayrı bi seviyorum Khan da onlardan biri. Son alarak filme damgasını vuran bir diğer nokta ise şarkılardı bence. İki şarkıyı çok çok sevdim, filmi izleyeli çok oldu ama ben hala şarkılarını severek dinliyorum.Bu iki şarkıyı da paylaşıp ufaktan kaçıyorum. Sağlıcakla kalın canlar;)

*****
Tujh Mein Rab Dikhta Hai - Sende Rabbimi Gördüm


Çözemediğim çok şey var ama tek bir şeyden eminim
Sende Rabbimi gördüm
Ne yapmalıyım, sevdiceğim.
Önce sana secde edeceğim,
Şimdi ne yapmalıyım, sevdiceğim.

*****
Haule Haule -Usul Usul


Sabırlı oldostum
Derin bir nefes al iki gözüm
Kaygılı fikirleri terket
Hayat kısa bunun için
Usul usul aşık oluyorsun

Usul usul, bir rüzgar  esiyor
usul usul, deva dağıtıyor
Usul usul, dualar kabul olunuyor


*****



Not : Herkese hayırlı ramazanlar dilerim Allah oruçlarınızı kabul etsin, ailenizle birlikte iftar açmayı nasip etsin inşallah...

7.07.2013

Dil Bole Hadippa - Hint Kriketi



Selam canlar...
Uzunn zamandır film tanıtımı yapmıyordum daha doğrusu yapamıyordum ama kısa zamanda sizi filme boğucam inşallah:) Son aylarda hint filmlerine kafayı taktığım için ağırlıklı olarak hinr filmlerini tanıtıcam. Eringeçliğim tutmazsa en sevdilerimi bir liste halinde de yazabilirim, şimdilik muallakta. Bugün size sondan ikinci izlediğim eğlenceli bir filmi anlatıcam Dil Bole Hadippa türkçe anlamıyla Hint Kriketi...

Konusu aşağı yukarı şöyle; Hindistan ve Pakistan arasında dostluk maçı amamacıyla kriket oynanmaktadır. Ve uzunn zamandır da oyunları hep Pakistan kazanır. Hindistan takımının başındaki amcanın canına tak eder ve yurt dışında kriket oynayan oğlunu napar eder takımın başına getirir. Artık herşey esas oğlumuz Rohan (Shahid Kapoor)'a bağlıdır.  Esas kızımız Veera (Rani Mukherji) ise amcasının kurduğu tiyatroda (eğlence mekanı gibi bir yer) çalışmaktadır. Dünyadaki en büyük tutkusu ise kriket oynamaktır. Yeni takım kurulucağını duyunca havalara uçar ama hindistan şartlarında bir kızın kriket oynamak istemesi pek hoş karşılanmaz. Hatta kızı kapı dışarı ederler ama Veera için bunlar küçük problemler, kriket oynayabilmek için hepşeyi yapıcaktır erkek kılığına girmesi gerekse bile...

Evet yine gittim erkek kılığına giren kızı konu alan bir film buldum. Başta çok ayak diredim ''Yine mi yahu yiter artıgın'' dedim ama sonrada oturdum bal gibi izledim. Konu itibariyle artık klasik ama bu klasik konuyu birde hintlilerin bakış açısından izleyin derim. Harika bir film değil çünkü hintlilerin cidden çok güzel filmleri var ama en azından eğlenceli, yüzünüzü güldürücek bir yapım. Shahid Kapoor'u ezelden beridir pek bir severim ona laf yok ama bu filmin yıldızı Rani Mukherji'ydi. Film iyiydi hoştu lakin iki yere uyuz oldum, birincisi kız erkek kılığına girdikten sonra sesi çok cırtlak kaldı sinir oldum yahu ama en azından sakal takmayı akıl edebilmişler bunada şükür. İkincisi ise film boyunca iki hanım kızımız(!) yarı çıplak dolaşıp durdular, gereksizdi.


Filmi izlemeyen ancak izleyecek olan varsa fazla beklenti içine girmeden izleyin canlar o zaman daha keyifli oluyor. Ben izlerken pek bir eğlendim can sıkıntısna bu tür filmler ilaç gibi geliyor. Ha bu arada hint filmleriyle arası kötü olanlar varsa yavaştan alışmaya, en azından bir şans vermeye çalışın çünkü ardarda hint filmlerini sıralamayı planlıyrum canlar ona göre;) Şimdilik sağlıcakla kalın...

3.07.2013

Sevduğum Yanımda Uyusun

Yine bir şarkıya kafayı taktım, bıkana kadar dinlemez-dinletmezsem içim rahat etmiyor. Şarkı gerçekten güzel mi yoksa beni mi bu kadar etkiliyor bilemiyorum ama cidden çok sevdim. Pinhani grubunun Canlı Yayın isimli son albümünde yer alan güzel bir karadeniz şarkısı; Sevduğum Yanımda Uyusun... Tabi şarkıyı bu kadar sevmemdeki en büyük etmen olan Ayşenur Kolivar'ın hakkını yememek gerek. Kadın da tam bir karadeniz gırtlağı var, bazı şarkıları bana biraz ağır geliyor ama bu şarkı cuk oturmuş. Dinleyin canlar;)


4.06.2013

Gezi Parkı Olayları...

Bu yazıyı yazıp yazmamak arasında gidip geldim korktuğum için falan değil sadece her iki tarafında haklı ve haksız yönlerini olduğunu düşünüyorum. Ama son iki gündür çok yanlış anlaşılıyorum o yüzden içimdekileri söyleyip kurtulmak istedim. Öncelikle hemen belirteyim ki meclisteki hiçbir partiyi tutmuyorum, hiçbir gruba üye değilim. Kısaca kendine has tarafsız görüşleri olan biriyim. Bunu baştan söyleyeyimde bundan sonraki söyleyeceklerimi ona göre okuyun!

İlk olarak Gezi Parkı'nın yıkılıp yerine AVM yapılmasını ve daha da önemlisi birilerinin rant elde etmek pahasına milleti dikkate almamasına kesinlikle karşıyım. Hepimiz biliyoruz ki olaylar belki ağaçları korumak maksadıyla çıktı ama asıl patlak polislerin ve hükümetin tavrı oldu. Edebiyle gösterisini yapan hatta eyleme giderken yanına okumak için kitap alıp giden bir guruba polisin sert müdahalesi bardağı taşıran son damla oldu. O polislere emir verenler kadar emri uygulayanlarda en az onlar kadar suçludur! Allah aşkına bu milletin polisi hakkını arayan o insanlara nasıl bu denli sert müdahale edebilir ki! Hem bu biber gazını bulanın... Sanki su tabancasıymış gibi önüne gelen yere sıkılır mı be insafsızlar. Orda çoluk çocuğu, yaşlısı, astımı olanı var! Bu kadar bariz orantısız güç kullanılmasına karşın bir yetkili çıkıpta ''Noluyo kardeşim, burası demokratik bir ülke. Bu devletin başbakanı kendi halkına faşist diyebiliyorsa bu millette çıkıp derdini söyleyebilir'' demeli, diyebilmeli ama ilgintir ki kimse bişi demedi!

 Dedim ya her iki kesimin de hataları vardı diye, tamam bu olaylar haklı olarak sürdürüldü, cidden bu şekilde orantısız güç kullananlar ve kullandıranlar kesinlikle ceza almalı ama işler bir süre sonra amacından saptı. Bu eylemleri fırsat bilen provakatörler türemeye başladı. Haklı eylemleri başka yöne çeken ve milleti haklıyken haksız duruma düşürenler var. Zaten benimde en çok korktuğum şey bu tür olayların acı boyutlara ulaşması. Çünkü böyle bir ortandan faydalanacak çok fazla insan ve ülke var, bir çoğu ellerini ovuşturarak bizi izliyorlar. Ha ben demiyorum ki aman sesinizi çıkarmayın aman güllük gülistanlık olan ülkemizde sessizce yaşayıp gidelim. Tabiki hayır hepimizde biliyoruz ki son yıllarada yapılan faaliyetler çoğumuzu rahatsız etmeye başladı, belki bir taraftan gerçekten ayakta alkışlanması gereken işler başarılıyo ama diğer tarafı harabeye çevirdikten sonra hiçbir kıymeti kalmıyor orasıda ayrı bi konu. Benim tek derdim yapılan eylemlerin başka yönlere çekilmemesi, başka kesimlere mal edilmemesi ve gerektiği gibi sağduyulu bir şekilde yapılması.Bizim eylemimiş şiddetle değil davullarla halaylarda olmalıydı. Ve bu ortamı da millete biber gazı sıkan polisler sağlamalıydı. Hükümetin tavrı cidden çok kötü, o kadar insanın ayaklanmasını umursamadan hala bir takım çapulcu masalına inanan ve gerçekleri (işine geldiği için) görmeyen bir başbakandan sözediyoruz. O kadar demoktası nutuklarından sonra böyle bir tavır alınması çok ironik. Ama eylem dediğin önüne gelen yeri yakıp yıkmakla olmaz! Hem Gezi Parkındaki ağaçların korunması için yola çıkacaksın hemde çevreye zarar vereceksin. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu olayına döner iş. Ya herşeyi geçtim bütün bu zarar ziyanın faturası yine bize kesilecek yeni senin benim vergilerimizden ödenecek ne gereği var yakıp yıkmanın. Son olarak başbakanın tavrı değişene kadar haklı eylem durmamalı ama haksız duruma düşmeden devam etmeli.

Hala ne demek istediğimi anlamayan, anlamak istemeyenler var. İçinizde ''İnsanlar yaralanıyor sen ne diyon'' diyenler var ama canlar işte bende tam bunu demeye çalışıyorum o kadar masum insanın yaralanmasına neden olmayalım diyorum. İnsanlara zarar vermeden hakkımızı aramanın yollarını deneyelim diyorum. Orda insanların yaralanmasından haz duyanları ve bunu milliyetçiliğe dayandırmalarını anlamıyorum. Kimse kusura bakmasın evet hükümet kesinlikle haksız ama bizim hakkımızı arama yöntemimiz bu değil en azından benim için artık değil. Başlarda benim nazarımda haklı bir direnişti ve milletimin tek yürek olup ses çıkarmasına çok sevindim ama olayların farklı bir yöne çekilmesine ise çok üzüldüm. Allah aşkına şu anda sokakta olan yada evde olanlardan kim başkalarının yaralanmasını ister ki.

Yazım da düşüncelerim kadar karışık, dedim ya olaylara tamamen tarafsız bir gözle bakıyorum kendimce ve herkesin kendi adına haklı ve haksız olduğunu düşünüyorum. Şu anda anlık bir kararla yazdım bunları belki biraz düşünsem daha doğru ve yerinde cümleler kurabilirim ama olsun ilk aklıma gelenler bunlar sonuçta, değiştirmeden yayınlıyorum. Umarım yazdıklarımı kimse yanlış anlayıp farklı boyutlara çekmez.Yazıyı daha fazla uzatmıcam ana düşünce anlaşıldıysa gerisi teferruat...


Not 1: Tek temennim bu ülkenin ve bu milletin en az zararla bu işten kurtulması.

Not 2: Bunlar benim kendi özgür düşüncelerim kimse başka yönlere çekmesin!

Not 3: Sırf kendi safını savunmak için yorum yapıcaksan yazma kardeşim benim düşüncelerim bana seninki sana. Ben nasıl seninkilere saygı duyuyorsam sende benimkilere saygı duy. Ha illa konuşacaksan mail at karşılıklı tartışalım.

29.05.2013

Seo In Guk ♫♫


Bir yazıya daha taslaklarda çürümemesi ümidiyle başlıyorum hadi hayırlısı. Kitaplarla olan sıkı fıkı ilişkimin artık mide bulandırıcı boyutlara ulaşması nedeniyle kendimi bloğuma attım. Hemen ardından yine gereksiz ama bir o kadar zevkli uzakdoğu araştırmalarımı yaptıktan sonra Seo In Guk yavrusunun şarkılarını paylaşmaya karar verdim. Zira kendileri trafik nedeniyle heba ettiğim zamanımın kurtarıcılarından biridir.

Bildiğiniz üzere Seo In Guk, son olarak Reply 1997 dizisiyle bizi kendine hayran bırakan zat-ı muhterem. Bu arada ben en son Reply 1997 hakkında yazı yazıcaktım bir zamanlar ama arada kaynadı, bak şimdi hatırladım. Neyse hala izlemeyen varsa izleyin canlar özelliklede benim gibi kasedin içine kalem takıp sallayan nesil size söylüyorum:) Eskilere atıf yapan güzel izlenesi bir dizi... Bu ayrıntıyı da araya sıkıştırdığıma göre asıl konuma döneyim. Her ne kadar yumuk gözün (evet Seo In Guk'dan bahsediyom) oyuncu kimliğini daha çok sevsemde sesini de bir kenara atamıyorum. Sesi cidden çok güzel, insanı sakinleştiren bir tona sahip. Gerçi şarkıları tek kalıptan çıkmış gibi yani hangi şakısını dinlerseniz dinleyin o olduğunu hemen anlarsınız. Peki bu kötü bişey mi? Çoğu kimse için hayır, sonuçta adamın belli bir tarzı var. Yinede ben farklı olduğunu düşündüğüm şarkılarını daha çok seviyorum. Ama sonuç olarak bütün şarkılarını ailecek dinliyoruz efenim:)

Ben bu yazıyı yazmaya niyetlendiğimde karma bir şarkı sayfası olcaktı ama olay ne ara Seo In Guk yavrucağına döndü inanın bende bilmiyorum. Bir iki şarkı dinleyeyim diye yola çıktım kendimi  resmi sitesinde buldum. Neyse artık olan oldu. Seo In Guk bu zamana kadar bildiğim kadarıyla altı tane albüm çıkardı (Calling You, Just Beginning, Take, Shake it up, Broken, Perfect Fit) bunların içinde seçtiğim şarkıları paylaşıp kaçıyorum. Sağlıcakla kalın canlar...


♫♫♫♫♫♫

I Can't Live Because Of You (Seo In Guk - Verbal Jint)


♫♫♫

 Just The Way We Love (Jung Eunji - Seo In Guk)


♫♫♫

All For You (Eun Ji - Seo In Gook)

♫♫♫

 Young Love


♫♫♫

Tease Me

♫♫♫
 
 Calling You


♫♫♫

 Time Machine 



Not 1: Başım o kadar çok ağrıyor ki resmen saçmalıyorum, bu zamana kadar yazdığım en dağınık yazı olmasına rağmen kusura bakmıcaksınız artık;)

Not 2: Bu çocuğun resimlerini hangi fotoğrafçılar çektiyse ellerine sağlık harika açılar yakalamış, çok beğendim.


6.05.2013

Eşeğin Aklına Karpuz Kabuğu Düşürmek


Selam canlar yine tatsız bir konudan bahsetmeye geldim. Biliyorum son yazdığım yazılar hep can sıkan konular üzerine oldu ama napayım insan olmaktan dahi utandığım bu gibi durumları gözardı edip dizi tanıtımı yapmak hiçte doğru gelmiyor bana. İçimdekileri anlatıp rahatlıyayım ondan sonra alışık olduğunuz iyimser dizi delisine tekrardan dönücem merak etmeyin.
Biraz önce televizyonda zap yaparken bir programa denk geldim, konu cinsel taciz… Evet o bilindik konu. Ama beni asıl üzen şey doktorun (psikiyatris de olabilir)  dedikleri oldu ‘’Çocuğunuzun kimlerle gezip nerede oldukları biliyor olmanız yeterli değil, onları içteki tehlikelerden de koruyor musunuz?’’ Dünyamız öyle berbat bir hal aldı ki çocukları yabancılardan korumak yetmiyor artık, canım dediğimiz insanlardan bile sakınmak lazım. Çünkü programa telefonla katılanların yüzde yüzü istismarın kendi öz baba ve öz abisinden geldiğini söylediler. Ne kadar acı! Evet çok iğrenç bir durum ama maalesef böyle ruhsal bozukluğu olan insanlar var aramızda. Ruhsal bozukluğu (şerefsizin kibarcası) var diyorum zira bir bebeğe farklı gözle bakabilen biri normal bir insan olamaz. Kendi öz çocuğun ya akıl alıcak şey değil, bunun tek açıklaması sapkınlık başka bişey değil. Hayatım boyunca lanet okuduğun tek mahlukat sizin gibi pislikler oldu, gerçekten insanı insanlığından utandırıyorsunuz.
Bu gibi sapkınlıkların kaynağını araştırdığımızda karşımıza ilk olarak aile çıkıyor. Özelliklede sayıca fazla olan ailelerin aynı çatı altında yaşamaları ve belkide dikkatsiz davranmalarından dolayı çocuklarda yanlış yöne sapıyorlar. Daha doğrusu yanlış yaşta ve ortamda merak duygusu uyanıyor ve günümüzün hem mucizesi hemde felaketi olan tv-internet aracılığıyla erken yaşta cinsellikle tanışıyorlar. Doktorun en çok yakındığı konuda bu cinsellik yaşının her geçen yıl daha da aşağılara inmesiydi.  Bence bu konudaki en büyük sorumluluk anne-babanın, eğer sen çocuklarının yanında davranışlarına ve konuşmalarına dikkat etmezsen çocuktan dikkatli olmasını nasıl bekleyebilirsin ki. ‘’Aman bacak kadar çocuk anlamaz bişi’’ deyip geçmeyin cinsiyet gelişimi 5 yaşından iyibaren başlıyormuş, çoçuk ne dediğini tam olarak anlamasa bile o kafasına kazınan soru işareti kötü sonuçlara neden olabilir. Yani anne-babalar Allah aşkına dikkat edin davranışlarınıza bunu özellikle söylemek istedim çünkü çevremde de bu tip yanlışlıklar yapan aileleri gördüm yazık ya. Ha ben demiyorum ki ‘’Aman sakın çocuklara cinsellikle ilgili bişi anlatmayın’’ aksine anlatın ama yaşına uygun bir şekilde ve dozunda. Fazlası zarar azı ise cahilliktir…
Benim sinirlerimi bozan ikinci kısım ise televizyonlar.  Gerçekten uzunn süredir haberler ve yarışma programları haricinde televizyon izlemiyorum daha doğrusu izleyemiyorum. Hangi kanalı açsam ya biri diğerini aldatıyor ya da tecavüze uğruyor, mide bulandırıcı. Küçükken deli gibi televizyon izlerdim o kadar abartırdım ki annem beni televizyonun başından kaldırmak için evin elektrik şartellerini indirirdi. Çünkü o zamanlar en büyük eğlencem o televizyondu. Akşamları da ailecek toplanır o günki rutin dizi yada filmlerimizi izlerdik ama şu anda babamla izleyebileceğim bir tane bile dizi yok. Bunun en büyük nedeni de senaristlerin tecavüz tutkusu! Maalesef ülkemizdeki dizi sektöründe öncelik seyircileri ağlatarak yani onların duygularını istismar ederek kanala bağımlı hale getirmek.  Bunu başarıyorlar mı evet zira Fatmagül’ün Suçu Ne isimli o salak dizinin ilk bölümünde milyonların ekrana kilitlenmesi bunun en büyük kanıtı. Farkındaysanın artık dizilerin büyük çoğunluğunda en az bir tane tecavüz sahnesi var. İnsanların ilgisini çekmek için çok adice bir yöntem bence. Çünkü aynı sahneleri 70 yaşıdakide izliyor 7 yaşındakide. Bu konuyla ilgili o kadar farklı haberler okuyorum ki resmen kanım donuyor. Mesela bir ara Karabulut cinayeti gündemdeydi hatırlarsınız, sağolsun televizyonlar haberin içeriğini o kadar ayrıntıya inerek verdilerki o sahneleri yaşamış kadar olduk. (Yaşı on onbeş civarı olabilir tam hatırlamıyorum) Bu haberlerden etkilenen bir çocukta ‘’Seni buraların münevveri yapıcam’’ diyerek bir kızı kaçırmıştı. Türkler duyduklarından hemen etkilenen bir toplum ve malesef çıkarcılar bu özelliğimizden fazlasıyla kar elde ediyor. Ama benim asıl anlamadığım RTÜK'ün bu konuya neden bu kadar sessiz kaldığı. Yani belli işte herkes çok fazla etkileniyor öyle ki herkes paronayak oldu, kafalarda acaba işareti dolanıyor. Ben hiç bu konuya değinilmesin demiyorum malesef buda hayatın bir gerçeği ama belli bir sınırı olsun diyorum. Daha doğrusu eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek zorunda mısınız diyorumm!
Bu arada sanmayın ki istismara uğrayan sadece kız çocukları, erkek çocuklarıda aynı oranda istismar ediliyor ama tek fark bunu dile getiremiyorlar. Hep kız çocukları daha içine kapanık yani daha çok çekinir bu yüzden kimseye söyleyemez sanırız ama bu oran erkeklerde daha fazlaymış. Off çok can sıkıcı... Tamam artık daha fazla konuşupta sinirlerimi daha fazla yıpratmıcam, söylemek istediğim üç konuyuda iyi kötü dile getirdim (aile-internet/tv-RTÜK) şimdilik sağlıcakla kalın canlar...

 Allah böylelerini ıslah etsin ve akıl fikir versin...

23.03.2013

Emek Hızsızlığı!

Selam canlar uzunn bir aradan sonra yine klavye başındayım.
Ama bu sefer gelişim pek hayırlı değil...


Uzun zaman önce aldığım karar neticesinde bir seneliğine internetten uzak kalmaya karar verdim, zaten benim internetle bağım son yıllara sadece blog oldu. Her ne kadar bilgisayardan internete giremesemde telefondan çinguların yeni yazılarını takip etmeye çalışıyordum. Dün yeni gelen postları karıştırırken Miss Nefertiti'nin şurdaki yazısıyla şok oldum. Kendini çok zeki zanneden insancığın birisi Winpohu ve benim yazılarımı araklayıp kendine bir blog açmış. Ama beni şok eden kısım bu değil. Çünkü daha öncede buna benzer çok olayla karşılaştım, damarıma basanlar hariç hiçbirini bloğa yada başka bir yere yazmadım kendim hallettim. Dediğim gibi beni şok eden ne yazılarımın çalınması ne de çalanın pişkinliği asıl mevzu bizim kızların tek güç olup saldırıya geçmesi! Abicim Nefertiti'nin yazısını okuyunca gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Gerçek blog yazarları birleşip söke söke haklarını almışlar, kıza özür diletene kadar resmen saldırmışlar:) Kız hem izinsiz aldığı yazıları silmiş hemde özür dilemiş (tabi bizim kızlar sayesinde), Miss Nefertiti de sağolsun bazı ekran görüntülerini almış. Onları okurken çok mutlu oldum yahu ne bilem bir anda herkesin bir araya gelip elbirliği ile işi hallettiğini görmek çok güzel. Özelliklede ben buralarda olmadığım için benim hakkımı da savunup, benim adıma kızdan özür istemelerinide ayrıca sevindim. Hepinize tek tek teşekür ederim. Bitenesiniz canlar... Ben telefondan Miss Nefertiti'nin ekran görüntülerinden bir kaçını indirmiştim, buraya eklemek isterdim ama yazılar çok okunaksız olduğu için direk resimlerin orjinalinden okuyun görün blog yazarların gücünü(tık tık)


Şimdi gelelim bu kopyalama olaylarına. Bir çok blog arkadaşımız bu hırsızlık illetinden bıktığı yada korktuğu için sağ tuşu kapatıyor. Takip ettiğim bloglarda sağ tuşun kapalı olmasına bazen çok uyuz oluyorum. Çünkü alıntı yapmayı seven bir insanım, sevdiğim bir cümle olduğunda hemen onu bir dosyaya kaydetmeliyim. Ama herşeyin bir adabı vardır canlar, bloğa başka birinin yazısını yada resmini ekliyorsam olması gerektiği gibi kaynağınıda eklerim. Kaldı ki sadece bloğa eklerken değil word doyasına kaydederken bile yazıyı kimin yazdığını ve bloğun adresini özellikle kaydederim. Yada alıntı yapmak şurda dursun eğer bir bloğun herhangi bir özelliğinden esinlendiysem onu bile belirtirim.(bknz: Kırıntılar) Zira isteyerek yada istemeyerek başkasının yazıyısı paylaştığımda yazının asıl sahibi gelipte ''Ne hakla benden izinsiz yazılarımı paylaşırsın!'' dediğinde utanırım. Utancımdam kıpkırmızı olurum, burası sanal alem bile olsa. Ama utanmak şurda dursun zeytin yağı gibi üste çıkanlar var! İnanıyorum ki bunlar ya cahil (çünkü ne suç işlediğinin farkında değil), ya yaşı çok küçük, yada cümle kurmaktan aciz... Ama emek hırsızlığı yapmak için hiçbiri mazeret olamaz. Hayır anlamadığım nokta bu insancıklar birden çok bloğun yazılarını(düşüncelerini) toplayıp birde pişkin pişkin ''Yazılarımı beğendiniz mi, nasıl olmuş?'' gibi yorumlar yazmıyolar mı! İşte benim şarteller orda kopuyor... Allah'dan son yıllarda bu sanal alem hızsızlığına karşı yasal ve teknolojik anlamda bir çok önlem alındı. Bunların yeterli gelmediği zamanlarda da yukarıda gördüğünüz gibi doğal misil güçler kuruldu:) Bu gibi hırsızlık yaparların %90'ı ''Koskoca sanal alem nasılsa yakalanmam'' düşüncesiyle hareket ediyor ama işte Allah'ın sopası yok!

Bu olaylar çok başıma geldiği için aktif olduğum zamanlarda nerdeyse hergün tarama yapıyordum çalıntı falan var mı diye. Son aylarda pek ilgilenemedim blogla ama bu değilki hiç kontrol etmiyorum! Sağ tuşu kapama olayından nefret ettiğimi söylemiştim ama bu gibi bir olayla daha karşılaşırsam istemeyerek de olsa bende kapatmak zorunda kalıcam... Canlar kimsenin kalbini kırmak istemiyorum o yüzden lütfen biraz saygılı olun, yazılar için izin istedinizde vermedik mi? Yada izin istemenize bile gerek yok sadece link verin (kaynak gösterin) yeterli. Bu blog benim için çok önemli,  son yıllarda severek yaptığım tek şey. O yüzden kimsenin emeğini, duygu ve düşüncelerini göz göre göre çiğnemenize izin veremem!

Bu bloğu takip edenlerden ricam, benim bloğumda okuduğunuz yazıları başka başlık altında başka sitelerde görürseniz lütfen gelip uyarın beni. Sadece benim yazılarım değil şu solda gördüğünüz Çingular bölümdeki blog arkadaşlarımın yazıları yada resimleri de olabilir, kendisine haber veremezseniz bile gelip beni uyarın lütfen... Geri kalanını biz hallederiz;))

Umarım bu konuda ve tarzda yazdığım son yazı olur!
Daha güzel konularda görüşmek umuduyla şimdilik sağlıcakla kalın.
Umarım en kısa zamanda tekrar gelirim;)

Not 1: Bloğu, sizi, yazı yazmayı çok özlemişim be...
Not 2: Misaki 'ye blog resmi için çokkkk teşekkür ederim. Canımcım her zamanki gibi çok güzel olmuş;)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...