Uzunnn yıllardır bu uzakdoğu ile haşır neşirim. Hepsini olmasa da, en elitinden sokak yemeklerine kadar bir çoğunu tanırım. Yemek konusunda tabiri caizse midesiz biri olduğum için başkalarının burun kıvırdığı çoğu şeyi yerim.
Lakin uzakdoğu yemeğinde en illet olduğum, nerede görürsem göreyim midemi bulandıran yemeklerden biri ''canlı ahtapot''tur. Yenmesi en zararlı geleneksel yiyeceklerden olmasına rağmen uzakdoğu insanı öyle iştahlı yiyor ki pes! Misal sırf bu canlı ahtapot yeme sevdası yüzünden, Kore de her yıl 6 kişi yemek borusu tıkandığı için boğularak ölüyormuş. Tamam bizimde çok vicdanlı biri olduğumuz söylenemez sonuçta birçok bitki ve hayvanı yiyoruz. Ama hayvanları canlı canlı yemek benim nazarımda ayrı bir boyut. Hele bu konuyla ilgili bazı videolar var ki amannn midem altüst oldu.Yemek şurada dursun o hayvanın kımıl kımıl halini düşünmek bile...
Daha fazla devam edemicem...
Not: Canlı canlı yemek yemek ve pişirmek konusunda Japonları tek geçiyorum :s
Blog da bir Türk dizisi paylaşmayalı yıllar oldu... Uzun zamandır bir kaç program hariç doğru düzgün televizyon izlemiyorum zaten. Çünkü izleyecek dizi bulamıyorum; kimisi asmalı kesmeli, kimisi batı özentisi, kimisi Türk aile yapımızla uzaktan yakından alakası olmayan bir sürü yapım var maalesef.
Bu aralar, baş rollerini Buğra Gülsoy ve Özge Özpirinçci'nin paylaştığı AşkYeniden dizisine kafayı taktım. Derseniz ki bu dizi çok mu mükemmel? Hayır. Sadece diğerlerine nazaran daha içten, biraz daha gerçekçi ve benim için en önemlisi çok daha saf. Artık günümüz dizilerinde ve filmlerinde ''aşk'' kavramı farklı bir boyuta vardı. ''Bir bakışına bir ömür feda'' düşüncesini yok edip öyle çirkin bir şekilde anlatıyorlar ki pes! Bazı dizilerin adları anılınca bile yüzümde tiksinti ifadesi oluşuyor o derece rahatsız edici. Hal böyle olunca da bu diziyi daha bir sevdim. Muhtemelen bölümleri uzatmak adına ilerleyen zamanlarda dizinin konusunu batıracaklar ama şimdilik güzel ilerliyor. Oyuncuların kimyası tutmuş, yan rollerin çoğu başarılı, konunun işleyişi güzel, replikler şahane, e bir de dünya tatlısı bir bebeğimiz var daha ne olsun...
Boş işler müdiresi olarak bir ara Kirigami'ye kafayı takmıştım. ''Origami o, adını doğru yazaydın eyiydi'' diye içinden geçirenler için hemen belirteyim. Origami kağıt katlama sanatı, Kirigami ise kağıt kesme sanatıdır. Kağıtlarla haşır neşir olmak bizde anaokulu bebelerinin uğraşı olarak görülse de Japonya da bir sanat dalı.
Adamlar sırf bu kağıt kesme için öyle araç gereçler yapmışlar ki pes! Valla insan gördükçe özeniyor, biz daha yıldız yapımından öteye gidemedik. Lakin kafayı taktım bir kere, sonucunu pek kestiremesem de aşağıda gördüğünüz örneklerden yapmaya çalışacağım:)
Kadın bir sürü neydi-ü belirsiz şey kullandı ama sonuç güzel oldu:)
Son yıllarda yayınlanan tekdüze konularla beni kendinden uzaklaştıran uzak doğu dizileri iki kaliteli yapımla karşıma çıkarak gönlümü almayı başardı. İlk olarak, finalini uzun zaman önce yapıp yazmaya fırsat bulamadığım Healerdizisiyle başlıyorum.
''Büyük lokma ye, büyük konuşma'' sözüne mazhar olan bu dizinin oyuncu listesinde Park Min Young hatununun ismini görünce ''Yine mi bu kadın!'' deyip kapattım sayfayı. Kolay kolay bir oyuncuya uyuz olmam ama oyunculuğunu hiç sevmediklerim de yok değil hani. Bu kadın da onlardan biri, bana göre tek düze ve yapay oynuyor. Buna rağmen bütün dizilerine de bakmışımdır, yine düzeni bozmayıp bir göz atayım dedim. Ve dizinin finalini yapıp geldim:)
Konusu: Jung Hoo (Ji Chang Wook) Healer [Şifacı] kod adıyla gece kuryeliği yapmaktadır. Gece kuryeleri özel olarak eğitilmiş kişilerden oluşup, müşterilerin istekleri doğrultusunda getir-götür işi yapan kimselerdir. Young Shin (Park Min Young) ise küçük bir kanalda muhabirlik yapmaktadır. Şifacının bir sonraki görevi Young Shin'i araştırmaktır, bu sayede ikilinin yolları geçmişte olduğu gibi gelecekte de bir kez daha kesişir... Romantik, komedi ve aksiyondan oluşan 20 bölümlük bir dizi.
Dediğim gibi Park Min Young hatununu bu zamana kadar oyunculuk anlamında hiç sevmedim lakin ilk defa bir dizide oyunculuğunu sevdim. Öncekine nazaran kadın baya bir değiştiği için eleştiri almış ama ben pek önemsemedim aksine kısa saçlarını beğendim ve başrol oyuncusuyla da çok yakıştırdım.
Ji Chang Wook şukelası! Ya sen niye bu kadar tatlısın yahu yirim seni♥ Dizide çekirge misali oradan oraya zıplayıp durdu bu ayrıntılar gözümüze batmadı değil lakin dizideki karakteri o kadar güzel olmuş ki kıyamıyor insan:)
İlk bölümlerde kafanız fazlasıyla karışabilir, zira kimin eli kimin cebinde pek anlaşılmıyor ama ilerleyen zamanlarda konuyu güzel bağlıyorlar o yüzden bırakmayın. Dizide sadece iki noktayı hiç sevmedim birincisi; kız her şeyi çok geç anladı. İkincisi ise randevu sahnesi, bana çok itici geldi sevmedim. Ajumma ve Bong Soo karakterini çok sevdim diziye renk kattılar. Neyse ayrıntıya da girmek istemiyorum açıkçası, küçük aksaklıklar haricinde dizi çok güzeldi. Konu, işleyişi, oyuncular arasındaki uyum ve şarkılar hepsi çok güzeldi. Bu yılın en iyi dizilerinden biriydi izleyin canlar.
Healer OST - Ben (벤) BeBe Mignon
Not: Şifacının taktığı o gözlüklerden bende istiyorum!
Güney Kore'de Abnormal Summit adıyla bildiğimiz şov programı Elin Oğlu adıyla ülkemizde de yayınlanmaya başlayacak. Uzun zamandır elemeleri devam eden programda 2 sunucu ve ülkemizde yaşayan 8 yabancı yer alacak.
Anladığım kadarıyla şov orijinalinin birebir aynısı, tek fark sunucuların iki kişi olması ve katılımcıların sekiz kişiye düşürülmesi. Ki ben sayının düşürülmesine çok sevindim Abnormal Summit de üye sayısı çok olduğu için bazen hiç söz hakkı alamadan bölümü tamamlayanlar vardı. Programın ismini de sevdim ''Elin Oğlu'' konuya gayet uygun olmuş. Üyeler hakkında henüz tam bir bilgi verilmemiş o yüzden sadece çıkarımda bulunabiliyorum ve ilk dikkatimi çeken üyelerin yaşları oldu. Sanırım bizdekilerin yaş ortalaması Kore'dekine nazaran daha yüksek.
Bakalım program ne kadar tutulacak, üyelerin karakterleri nasıl ve bence en önemlisi sunucular bu işi kıvırabilecek mi? Herkes gibi merakla beklemedeyim...
Günlerdir kafamın içinde dönüp duran binlerce düşünceyle boğuşuyorum. Dilim döndüğünce derdimi anlatayım deyip geçtim bilgisayarın başına. En son üçüncü sayfayı da bitirip dördüncü sayfaya geçince duraksadım ''Ne kadar çok şey yazmışım'' dedim halbuki daha yazmadığım onca şey varken... Ve yazdıklarımın hepsini sildim. Gördüm ki ülkemizde yaşanan tecavüz, kadına şiddet olaylarının failleri sadece o yada bu değil herkes! Bir olay olduğunda zanlıya şöyle ceza verelim böyle asalım demekle sorunlar çözülmüyor, giden hayatlar geri getirilemiyor. Ateş yine düştüğü yeri yakıyor o kadar.
Çekirdek aileden tut devlete kadar bu konu hakkında o kadar çok yanlış yapıyoruz ki artık doğruları göremez olduk. Daha 13 yaşında reşit olmayan bir çocuğa ''Kendi rızasıyla...'' ibaresini kullanan, kendisine sığınan kadını hastanelik olmadan yada öldürülmeden haklı görmeyen hukukumuz da yanlışlık yok mu? Ya da daha doğmamış bebeğin bile yaşam hakkını korurken bir insanın tecavüze uğrayıp yaşam hakkını (hayatta olması bu gerçeği değiştirmez) elinden alan zanlıya bir yıl verip salan adalet sistemimiz çok mu normal? Peki ya kendisinin de kadın olduğunu unutup erkek evlatlarını kadınlara karşı saygısızca yetiştiren annelere, kız çocuğuna yan gözle bile baktırmaz iken erkek çocuğuna ''Erkeksin sen...'' zihniyetiyle yetiştiren babalara ne demeli? Oğlunun yan gözle baktığı diğer kızlarda başka ailelerin göz bebeği değil mi! Toplum baskısı dedikleri illet apayrı bir durum. Kadınların toplumun yarısını oluşturmasına rağmen toplum baskısına ağır bir şekilde maruz kalması ne kadar adaletli olduğunu gösteriyor aslında! Ve aile yapımızı ciddi anlamda bozduğunu düşündüğüm diğer bir husus diziler... Sırf toplumun ilgisini çekiyor diye kadına şiddeti, tecavüzü meşru gibi gösteren senaryoları ve ismi olduğu halde cismi olmayan denetim mekanizmasını kınıyorum. İçinde tecavüzü konu alan sadece dizilerin isimlerini bile sıralamaya kalksam sayfada yer kalmaz. Yazık...
Kürtaj meselesinde olduğu gibi mağdur kadınların hakkını savunmak yine devlet babaya kaldı. Bir baba kendini kız çocuğunun yerine koyarak onun sorunlarını, korkularını, gereksinimlerini ne kadar anlayabilir şüpheliyim. En azından şimdiye kadar anlamamış ki sorunların ardı arkası kesilmedi, belkide kendini çocuğunun yerine koymamıştır kim bilir...
Aamir Khan'ın son çıkan filmi olan PK'yi izler izlemez şarkılarını bloğa kaydetmişim. Çoğu kişi, özellikle de hint filmlerine alışkın olmayanlar şarkılardan dert yanar ama ben seviyorum ya. İlk izlediğimde biraz uzun gelmişti lakin kısa zamanda sevip bağrıma bastım. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım hintliler hakikaten güzel şarkı yazıp söylüyorlar, bir çok filmi sırf şarkıları dikkatimi çekti diye izledim hatta film boyunca tepki vermeyip şarkının sözleriyle sahnenin muazzam uyumu beni duygulandırmıştır. Demem o ki yeni nesil hint şarkıları candır;) Dizi yazısı yazmak için geldim ama Aamir'ciğimi görünce dayanamadım, taslaklarda çürümeden önce bu postu yayınlayayım kulaklarımızın pası silinsin;)