24.06.2012

İç Sesine Kulak Ver (Mim)


Selam canlar, ufak çaplı bir aranın ardından yine koştura koştura bloğa geldim. Aslında pek geldim sayılmaz kısa bir süre için de olsa sınav telaşım hala sürüyor. Ayrıca internette ilgili sorunlarım var kendileriyle anlaşamayınca bütün bağlarımızı koparma kararı aldık:) Gerçi ben işlerimi yoluna koyunca yine açtırıcam ama olsun şimdilik telefondan idare ediyorum;)

Aslında yazılacak çok şey birikti ama gecenin bir yarısı uzun bir yazı yazmayı gözüm kesmedi. Tam bu sırada imdadıma beni mimleyen Tembel Agasshi yetişti. Sağol var ol kardeş bende ne yazsam diye kara kara düşünüyordum:) Gerçi benim için pek bir depresif konusu var bu mimin ama olsun.

''İç sesimi dinliyor muyum?''

Ben her ne kadar sessiz sakin, hanım hanımcık bir kızsam iç sesim de bir ol kadar deli dolu, geveze, akıllı bişey. O yüzden iç sesimle hiç anlaşamayız kısaca birbirimize küsüz, ne konuşuyorum ne de dinliyorum onu. En ufak bir olayda bile iç sesim konu hakkında neden-sonuç ilişkisini kurar, yapmam ve yapmamam gerekenleri söyler durur. Kendimi susmak bilmeyen yapışık bir ikizim varmış gibi hissediyorum yahu. Berbat...

Ha yalnış şeyler mi söylüyor? Hayır aslında doğru olanları haykırıyor ama iç dünyamızla içinde yaşadığımız dünya o kadar farklı ki. Nadiren de olsa bazen iç sesimin isteklerini yerine getirsem de genel olarak gerçek dünyaya uygun olanı yapar diğer istekleri geri çeviririm. Ne kadar çok istesemde iç sesime kulak veremiyorum çünkü onu her dinlediğimde insanların kalbini kırıyorum, çoğu bunu hakediyorya neyse... İç sesim çok uçarı bişey ya bazen onu durdurmakta zorlanıyorum, en olmadık zamanlarda en olmayacak şeyleri isteyebiliyor. Mesela elimde içecek birşey varsa bunu insanların üstüne dökmek istiyor (tabi yalnışlıkla) hele de karşımda gıcık olduğum biri varsa ohoo değmeyin keyfime. Sonracıma büyük bir kütüphaneye gidip kitapların arasına küçük notlar saklamak istiyor, kulağa eğlenceli geliyor ama cık onu dinlemicem. Ankara'ya gidip TBMM'nin önünde olmayan eğitimin olmayan düzeniyle ilgili eylem yapmak istiyor... Eğer iç sesimi dinleseydim şu anda Mısır Piramitleri'nin içinde kaybolmuş  ama yılmadan çıkış kapısını arayan biçare bir arkeolog olurdum. Yada köşe başında insanların portrelerini çizen bir ressam... Ne diyebilirim ki herşey kısmetten ibaret.

Her ne kadar sivri dilli olsa da arada bir iç sese kulak vermek lazım. Zira fırtınadan korumak istediğin insanlar gün geliyor seni kasırganın içine atıyorlar, tek zarar gören sen oluyorsun. O yüzden azcık cazgır olmak lazım;) Hep böyle diyorum ama yine aynı yufka yürekliliği gösteriyorum ya en çok da buna kızıyorum... Her neyse ortaya karışık kuruşuk bir yazı çıktı ama konusu ilginçmiş ben napayım;)

Bu mim bloglarda baya dolaştı galiba, bir süredir yazıları takip edemediğim için kime paslandı yada kimler yaptı bilmiyorum. O yüzden bu yazıyı okuyupta hala bu mimi yapmayan varsa onlara pasladım gitti;)

İç sesim: Hadi yat artık saat kaç oldu!
Kendim: Bari buna karışma be, bırak rahat rahat seni çekiştireyim.
İç sesim: Kızım sabah erken kalkıp ders çalışıcaksın, netlerin düşerse  o zaman görürüm seni hehe
Kendim: Ulan şom ağızlı daha dün mezun oldum dur bi nefes alayım!
İç sesim: Tamam aldın nefesini aha hatta verdin bile hadi kalk...:)

5.06.2012

Yeni Gündem Maddemiz Kürtaj!


Yazıya başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum; ben ne uzmanım ne de siyasetçi zaten gerek de yok, bir Türk vatandaşı olarak konu ile ilgili kendi düşüncelerimi belirticem hepsi o. Doğru yada yanlış bunlar benim düşüncelerim ister katılın ister katılmayın;)

Bu dönemin yeni tartışma konusu da yetkililerce belirlendi; kürtaj ve sezaryen… Ülkemizde maşallah bir konu bolluğudur almış başını gidiyor, bir hadise bitmeden diğerini hemen piyasaya sürüyorlar. Eee millete oyalanacak bir şeyler lazım ki devlette rahat rahat işlerini bitirsin. Hiç merak ediyor musunuz acaba şu anda ülke bu kürtaj meselesiyle çalkalanırken hangi devletle ne anlaşması imzalandı, nereler özelleştirildi, hangi yasa değiştirildi…? Sanırım ben olaylara biraz farklı bir pencereden bakıyorum, asıl konu başlığı kürtaj ama bu konuya gelene kadar bir iki şey netlik kazanmalı! Şu dört yıllık üniversite hayatım da öğrendiğim en bariz nokta; ülkenin gündemi bir anda değiştiriliyorsa ya bir yerde hata yapılmıştır, ya da o konuyla ilgili ciddi kayıplar vardır…
Türkiye yıllarca nüfus gücüne haklı olarak güvenmiş ve bunu dış politikaya da yansıtmıştır. Şöyle ki ülkemizin nüfusu savaş dönemlerinde dahi azalmamış artarak çoğalmıştır. Ama buna paralel olarak nüfus artış hızımızda önemli dalgalanmalar olmuştur. (Şu anda bile AB'ye alınıp-alınmama nedenimiz nüfus faktörü yüzündendir)

Fark ettiyseniz nüfus artış hızı belli bir yere kadar yükselip sonra ani bir düşüşe geçmiş. Bütün bu oran sevgili devletimizin ülkemizin yararına uyguladığı politikaların bir ürünüdür. (1945) İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra azalan nüfus hızla arttırılmış, dengesiz arttırılan nüfusla ekonomiyi dengeleyemeyen hükümet bu seferde dengeleme politikası uygulamıştır. Peki bütün bu ıvır zıvırı neden anlatıyorum? Çünkü bu kürtaj yasası da nüfusu arttırma politikasının bir diğer uygulaması. Ee ülkemizin en büyük övünç kaynağı neydi nüfusumuz! O zaman bu gücü yitirmemek gerekir, zira geçim sıkıntısı ve kırsal kesimlerde makineleşme arttıkça nüfus artış hızı da düşmekte. Evet çok sıkıcı konular ama aynı zamanda önemli mevzular. Herkes kürtaj yapılmalı-yapılmamalı mevzusuna odaklanmış, neden kimse ‘’Ulan bu yasa durduk yere neden çıkarılıyor?’’ diye sormuyor! Nüfus politikaları hakkında bunca şey söyledim peki yanlış olduğunu mu düşünüyorum, hayır. Elbette ki ülkemizin geleceği için doğru olan politikalar izlenmeli ama doğru yöntemlerle. Devlet erkanı çıkıp açıklama yaptı ‘’Cenin de olsa onunda yaşamaya hakkı vardır’’ gibi bir şeyler söylediler. Elbette ki her canlının yaşamaya hakkı vardır ama madem insanların haklarını-sağlığını bu kadar düşünüyorsunuz o zaman neden olayları kürtaj boyutuna gelmeden engellemiyorsunuz? İstisnalardan bahsetmiyorum. Ben devlet erkanından; bilmem yılda kaç kadın kürtaj yaptırmış, bilmem kaç tanesi sezaryenle doğum yapmış gibi konularının istatisliğini değil tecavüz olaylarının ne kadar arttığının ve zanlıların kaçta kaçının cezalandırıldığını bilmek istiyorum. Gerçek oranlarıyla! Hergün bir bakanımız çıkıp ''Yılda şu kadar kadın kürtaj yaptırıyor. Bu bir cinayettir'' diyor ama nedense hiçbiri kadınların kürtaj yaptırma nedenlerine değinmiyor. Hangi kadın durduk yere bıçak altına yatar, bedenini doğratır? Ya da kadınların sağlığından ziyade ''Kadınlar sezaryenla en fazla iki çocuk yapabiliyor'' deniyor. Madem sağlık düşünülüyor neden üçe beşe karışılıyor? Aslında garipsemiyorum bu durumu, dediğim gibi asıl amaç ne hayat kurtarma ne de kadın sağlığı amaç nüfusu çoğaltmak. Bu konulardan sıkıldıysanız en iyisimi siz 3 çocuk yapın kafanız rahat olsun;)

Farkındaysanız kürtaj yapılmalı yapılmamalı muhabbetine hiç girmedim, gerekte yok zaten. Bu gibi gereksiz tartışmalar yerine, para için kürtaj ve sezaryeni ısrarla öneren özel hastaneleri şöyle bir gözden geçirmeniz yeterli. Aslında bu yazıyı yazmıcaktım çünkü cidden çok saçma geliyor bana. Yani bu konunun çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu mecliste tartışılması saçma geliyor. Bu konuda son kararı ancak ve ancak uzmanlar, doktorlar, bebeği karnında dokuz ay taşıyacak olan kadınlar verir. Devletin daha asli görevleri var mesela sokaklarda yaşayan milyonlarca vatandaş ve çocuların bakımı gibi. Devlet baba madem istenmeyen cenine bakabilecek güçte neden her sene onlarca vatandaşımız soğuktan donarak ölüyor... Off neyse konuştukça çok derinlere giriyorum, işin aslını bilen biliyor o yüzden çıkıyorum bu mevzudan.

Şimdi gelelim bu yazıyı yazmamdaki asıl nedene. Bu haberler çıktığından beri ne kürtaja kulak astım ne de nüfus politikalarına, benim asıl sinir olduğum konu tepeden inmecilik! Açıklamayı aynen yazıyorum "Zaten bakanıma söyledim, kürtajla ilgili yasayı hazırlıyoruz ve bu yasayı çıkartacağız" yani istenizde istemesenizde bu yasa çıkacak. Ha doğurursanız ne ala ama ayak diretirseniz cezaları ödemeye hazır olun! Bu sahneler sanki Osmanlı'dan tanıdık geliyor dimi? Oldum olası bana zorla diretilen şeylerden nefret etmişimdir. Mesela küçükken ablamın gelipte ''Yeter artık kapat şu televizyonu, kaç saattir izliyosun!'' demesini hiç bir zaman tınlamadım. Yeri geldi dayakta yedim (elide pek bi ağırdı be) ama yine de dediğini yapmazdım. Ama annem ''Yavrum bu günlük yeter, yazık değil mi gözlerine?'' dediği an benim yelkenler suya inerdi, çok sevdiğim bir dizinin ortasında bile olsam kapatır tıpış tıpış yatağıma giderdim. Bu konuda aynı hesap bir şeylerin insanlara zorla diretilmesi çok kötü be. Bunun huysuzlukla bir alakası yok, bu sadece üslup ve saygı meselesi. Sonuçta bu kürtaj yasasının ana fikrine karşı değilim, kim ister ki bir cana kıymayı yada canının yanmasını. Asıl kızdığım devletin bir şeyleri örtmek için gündemi bu şekilde değiştirmeleri ve kadınları öne sürmesi.

Hem üzerinde çokça konuşulması gerekecek kadar önemli hem de konuşulmaması gerekecek kadar özel bir konu. Acaip... Herneyse aklımda olanları biraz karışık anlattım ama ana fikir anlaşıldıysa ne mutlu. Yasa henüz çıkmadı, kürtaj tam olarak yasaklanacak mı yoksa sadece hafta üzerinde mi oynama yapılacak bilmiyoruz o yüzden şu an için daha fazla bişey söyleyemiyorum. Tek söyleyebileceğim yasa çıkmadan önce ve sonrası için kadın ölüm oranlarına dikkat etmeniz, aradaki uçurum bir hayli derin olacağa benziyor. Bu gidişle çocuğu kurtaralım derken anneden de olucaz gibi... Hadi hayırlısı!

Not: Tablo Türkiye İstatistik Kurumu'ndan alınmıştır.


2.06.2012

Love At Seventh Sight - Yedinci Görüşte Aşk


Bu filmi bloğa ekleyip eklememek konusunda çok kararsız kaldım. Filmi ne sevdim ne de sevmedim, değişik bir yapımdı. Ama en azından romantik-komedi türünden sıkılan için güzel bir seçenek olur diye yazdım gitti. Filmimizin adı  Love At Seventh Sight yani Yedinci Görüşte Aşk... İsmi birazcık acaip dimi;)

Baştan söyleyeyim bu film hakkında ipucu vermeyi düşünmüyorum ve tarihte bir ilki gerçekleştirerek bu sözüme aynen uyucam. Ama şu kadarınıda söyleyeyim; çok fazla beklentiye girmeden izlemeniz gereken, orta halli bir film. Lakin vaktinizi harcadığınıza değicek güzelliktede olduğunu bilin;) Bu arada film 2009 yapımı bir Çin filmi. Çin deyince yüzünüz buruşmasın ortada Mike He gibi bir faktör var, zati ne yalan söyleyeyim filmi izleme nedenim de oydu:)

Konusunu kısaca şöyle özetliyeyim: Ziqi (Mike He) belgeseller için ses kaydı yapan biridir. Bir gün hiç tanımadığı Bai Ye (Xiaolu Li) ismindeki bir kız birlikte seyahate çıkmayı teklif eder. Ziqi ilk başta şaşırmasına rağmen teklifi kabul eder ve günler süren yolculukları başlar. Seyahat ikilinin birbirini tanıması için bir fırsat olmuş ve birbirine aşık olmaya başlamışlardır. Bu arada Ziqi, Bai'nin lösemi olduğunu ve çok az ömrü kaldığını öğrenir. Artık amacı Bai'yi ölürken bile yalnız bırakmamaktır...

Gayet sıradan bir konu dimi? Merak etmeyin bu kadar konuşmama rağmen hala film hakkında hiç bişey söylemedim;) Dediğim gibi eğer romantik-komedi türlerinden sıkıldıysanız farklı bir şeyler izlemek istiyorsanız, çok büyük bir beklenti içine girmeden izleyebileceğiniz güzel bir yapım. En başta sıkılabilirsiniz ama ne kadar sıkılırsanız sıkılın filmi bitirin emi canlar;) Hepinize iyi seyirler...

Not 1: Ben bu kızı yolarım!
Not 2: Vay bee bende bu kadar kısa post yazabiliyor muşum demek:)

31.05.2012

Blog Röportajları (Mim)

Son zamanlarda blogta ne kadar da aktifim dimi ama, aman aman nazar değmesin maşallah bana:) Bu sefer de bir mim yazısıyla karşınızdayım, şeker blogger Harmony beni burdaki yazısında mimlemiş. Soru cevap tarzında beklediğimden farklı sorulara sahip bir mim. Gerçi bu mimi cevaplamaktan ziyade soru soran taraf olmak isterdim, yinede teşekkür ederim canımcım;)

1. Blog deyince aklına ne geliyor?

En etkili stres atma aracı! Özellikle de şu günlerde mutlu olduğum, kendim olduğum tek yer blog. Başlarda öylesine açmıştım ama zamanla bağımlısı oldum buranın. Yeni şeyler öğrenmek, onları seninle aynı zevklere sahip başka insanlarla paylaşmak, yazmak, okumak, konuşmak düşündüğümden çok daha güzel bir duygu. Hele de benim gibi Türkçe özürlü birinin blog yazması, en azından araklamadan kendi çapında yazmaya çalışması ve yazdıklarının sevildiğini bilmesi! Şu anda blog deyince bu duygular aklıma geliyor, ee insan başka ne ister ki;)

2. Sence bloglarda en çok ne paylaşılıyor?

Herşey:) Aşırı derece de genel bir soru olmuş o yüzden ''Bloğunda en çok ne paylaşıyorsun?'' şeklinde değiştiriyorum bu soruyu. Eski bloğum daha çok dizi-film üzerine kuruluydu, o sıralar durmadan bir şeyler izlediğim için bunları hemen bloğa aktarıyordum. Ama şimdi her telden çalıyorum, dizi-film konusunda daha seçiciyim sadece çok sevdiklerimi blokta yazmaya çalışıyorum zaten diğerleri için vaktimde yok. Artık bloğum sadece dizi-film ve ost'lerden ibaret değil; farklı şarkılar, farklı yetenekler, anime ve mangalar, yeri geldiğinde ülke gündeminden de bahsediyorum. Sanırım bu uzun zaman aynı şeyleri yazmanın verdiği bir sıkılganlık  o yüzden uzakdoğuya sadık kalmak şartıyla farklı şeyler yazmak istiyorum, özellikle de ülkemmde olup bitenler hakkında. Çok şey istiyorum ama hiç birini yazamıyorum oda ayrı bir konu:)

3. Paylaşımda bir sınır olmalı mı?

Kimin neyi sınırladığına bağlı! Burası demokratik bir ülke (en azından anayasamızda öyle) insanlar düşünceleri, isteklerini, istemediklerini özgürce haykırabilmeli. Çevremizde maske takılıp söylemek istediklerini değilde ezberletilenleri söylemek zorunda kalan milyonlarca insan var zaten en azından bloglar özgür olmalı. Ha derseniz ki namahreme bile el uzatılmış, sınırlama getirilmişken bloglar nasıl özgür olucak derseniz ona bir lafım yok. Amaaaaa sırf insancıklar paylaştıklarında özgür olacak diye küçük bir çocuk ağlatılıyorsa işte o noktada özgürlüğe sert bir çelme takarım. O yüzden evet sınır olmalı ama bu sınır kime neye göre, işte en büyük sorun bu bence.

4. Sence neyi paylaşırsa bir insan aşırıya kaçmış olur?

Çocukların saflığına leke süren her türlü paylaşım. Helede son zamanlarda çocuk istismarı hakkında okuduğum haberlerden sonra bu konu iyice kafama takılır oldu. Malesef çoğu insan(!) bizim gibi masum düşünmüyor. Bu da en çok çocuk ve kadınların zarar görmesine neden oluyor o yüzden insannın insan gibi yaşama hakkını zedeleyen herşeye sınır getirilmeli. Bu sınırı kim getirecek o da ayrı bir muamma; daha doğmamış bir bebeğin hakkını savunurken, 13 yaşındaki bir evladı diri diri mezara gömenler mi? Hıh...

5. Blogunun ismi nereden geliyor ve hangi konularda yazıyorsun? 

Bundan uzunn yıllar önce msn adresi alırken ortaya böyle abidik gubidik bir isim çıktı:) Şimdi pek hatırlamasamda güzel bir isim yazmıştım ama sistem kabul etmeyince her bişeyi denedim, en sonunda adresim Kore Delisi oldu. Bloğu ise dediğim gibi öylesine açmıştım oyüzden ismini ne olduğu hiç önemli değildi, en azından o an için. bi süre sonra değiştirmeyi çok çok istedim helede bloğum kapandıktan sonra. Ama eski takipçilerim olurda arar bulamaz diye yine aynı adla bloğu açmak zorunda kaldım. Sevsemde sevmesem de bu ad üstüme yapışıp kaldı, kendileriyle düşe kalka gidiyoruz işte;)

6. Benim blog yazarlığım hakkında ne düşünüyorsun?

Hemen itiraflara başlayayım:) Normal şartlarda yaşını duyduğumda ve benim yaşımla kıyaslandığında ister istemez bir mesafe olması gerekir. Ama yazılarınla, üslubunla, Türkçeyi bu kadar düzgün kullanmanla bu mesafe açılmadan kapandı;) İyiki blog açmış dediğim insanlardan birisin Harmonycim, üslubun o kadar tatlı ki yanaklarını sıkasım geliyor^^

7. Blogumu takip ediyor musun? İtiraf et. ;)

Evet, tabiki takip ediyorum ayıpsın:)

8. Bloguma 10 üzerinden kaç puan verirsin? Gelecek için bana tavsiyelerin neler?

İlk aklıma geleni söyleyeyim. Takip ettiğim blog yazarlarından kim olursa olsun hepsine on üzerinden on verirdim. Baştan savma bir yazı için bile saatlerce emek harcayan, çalmadan sadece kendi düşüncelerini yazabilen bütün bloglar benim nazarımda on numaradır.

Tavsiye değilde istek diyelim; bir yazında kendi yazılarını çok samimiyersiz bulduğunu söylemiştin ama ben aksini düşünüyorum, benim okuduğum Harmony yazıları gayet içten ve doğaldı. Böyle yazmaya aynen devam;)


Bu yazıda bitti sonunda, gerçi beklediğimden daha zevkliydi. Haftalardır dolduğum bir çok konuyu alakalı alakasız araya sıkıştırdım ama olsun çaktırmayın siz;) Gelelim bu mim paslamaya, ha şimdiden söyleyeyim çingular bu mimi yapmak zorunda değilsiniz zira acaip soruları olan bir mim ama cevaplarsanızda sevinirim hani:) Bunu Sevdim, Lee, Makinosev, Kore Aşığı sizleri seçtim çingular hepinize kolay gele;)

30.05.2012

3 İdiots - Böyle Aptala Can Kurban:)


Selam millet, bugün size uzun zaman önce izlediğim ve deli gibi sevdiğim bir filmden bahsedicem;  3 Idiots... Eminim bu filmi izlemiş yada en azından ismini duymuşsunuzdur. Duymadıysanızda şimdi görün duyun, izleyin, sevin, sevdirin;) Zira işin içinde Aamir Khan gibi bir faktör var sevmemek imkansız. Filmi daha ilk izlediğim de blokta paylaşıcaktım ama bir türlü nasip olmadı, bir de sevdiğim şeyler hakkında sayfalarca şey yazıyorum ama hepsini bir araya getirmeye erindiğim için taslaklarda çürüyor. Allah'tan Aamir Khan aşkım depreşti de oturup 3 Aptal'ı tekrar izledim, bu sefer kesin yazmaya karar verdim kesinlikle bloğumda olması gereken bir filmdir kendileri;) Bu arada Aamir Khan'ın Yerdeki Yıldızlar isimli bir başka filmini daha blogda paylaşmıştım onuda izleyin canlar. Hint filmleri serüveni bu gidişle uzun süre devam edicek gibi görünüyor;)

Öncelikle bu güzelim filmden haberdar olmayanlar yada henüz izlememiş olanlar için konusu kısaca: Hindistanın en iyi mühendislik okuluna kapak atan üç kafadarın başından geçek olayları espirili bir şekilde anlatılmakta. Aslında bizim ülkemizde de benzer sorunları olan eğitim sistemini ve bu sistemle yetiştirilen geleceğin gençlerini (yarış atları mı demeliydik!) bir güzel irdelemektedir. Film 2009 yapımı, 160 dakikalık, romantik-komedi-dram gibi bir çok türü içinde barındıran bir Hint filmidir. 

 Ben bu filmi çok sevdim be öyle böyle değil. Bu üç kafadar anlatmak istediklerini sözleriyle, haraketleriyle öyle iyi anlatıyorlar ki üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin filmdeki sahneleri ilk günkü gibi hatırlıyorsunuz. Her çıkmaza girdiklerinde Ranço'nun tekrardan bir kapı açması, Fahran'ın herşeye gülen yüzü, Raju'nun her kötü birşey olacakmış gibi tedirgin durması... Hepsini sevdim yahu!


Ranço (Aamir Khan)

''Ben size mühendisliği öğretmiyorum, 
nasıl öğretileceğini öğretiyorum!''

''Sonuçlar böyle ifşa edilmemeli bence.
Neden birinin başarısızlığı herkese ilan ediliyor ki? Eğer demir eksikliğiniz varsa, doktor size bunun için ilaç mı yazar, yoksa bunu televizyona mı verir?''


 Farhan (R. Madhavan)

''...Ve kaderim belli olmuştu,
ne olmak istediğimi kimse sormadı''

''Büyük bir ikilemdeydik; arkadaşımızı mı avutsaydık, annesini mi teselli etseydik?
Salla dedik bizde ve süzme peynire odaklandık''


  
 


  
Raju (Sharman Joshi) 

''Arkadaşınız başarısız oluyor, üzülüyorsunuz.
Arkadaşınız birinci oluyor, daha çok üzülüyorsunuz...'' :)
Karakterleri tek tek tanıtmak anlamsız olur zira onlar anlatılmaz izlenir cinsten varlıklar. O yüzden sevdiğim bir iki sözlerini ekledim. Filmin genelinde daha bunlara benzer bir çok konuşma geçiyor hani deriz ya ''taşı gediğine koyma'' bunların ki aynen o hesap. Çoğu replik birbirinden anlamlı ve dantel gibi işlenmiş güzel sözlerdi.

Hint filmleriyle özelliklede bu filmle ilgili aklıma gelen bir iki noktaya değinmek istiyorum. 3 Aptal, Bollywood dünyasına karşı olan bir çok önyargıyı yıkan bir yapım oldu bence. Neler mi onlar ilk aklıma gelenleri sayayım hemen:
*En başta yaklaşık üç saatlik bir filmin sıkıcı olacağına dair olan klişeleri. Bir saatlik filmde dahi uyuklamaya başlayan arkadaşlarım bile ayıla bayıla izlediler filmi ve üç saatin nasıl bu kadar çabuk geçtiğini kimse anlamadı.
 *Hint filmlerini yarısınına yakınını biliyorsunuz ki şarkılar ve danslar kaplar. Bazı filmlerde de cidden çekilmez oluyorlar ama en azından Aamir Khan filmlerinin hiç birinde şarkılar yada danslar göze batmadı. Hatta melodilerle, şarkı sözleriyle filmin tamamlayıcısı oldular. Sevdik... (Not: Adamın kendine zaten hayranımda sesinede ayrı bi bitiyorum be:))
*Sonracıma özellikle de bu filmde konu çok iyi seçilmişti. Bir çok şey hayatın içindendi okul yönetimi, öğrenciler, espiriler, para sevdası, kariyer derdi, geçim sıkıntısı...
*Başka bir klişe ''hintliler pek bi kara kura, hiç çekici değiller ne bileyim izliyesim gelmiyor'' huuu hanım hanım sen ne diyon yahu! Aamir'cikim filmde 20 yaşındaki bir delikanlıyı canlandırıyor o yıldaki gerçek yaşını söylesem dudağın uçuklar be. Hele Ghajini deki kas yumağı halinden hiç bahsetmiyom bile:)
*''Bollywood mu ıyyy'' böyle diyenlerin çoğu hint filmi sevdalısı olup çıkıyor,o yüzden susuyorum.

Son olarakta filmdeki birbirinden güzel şarkıları mutlaka dinleyin canlar ben şimdilik filmin açılış şarkısını ekliyorum. 

 
...Düşe kalka aldırmasızca yürüdü durdu.
Biz düşünürken yarını, o bugününe baktı...

Birbirinden güzel ve eğlenceli şarkılar var ama eklemicem. Film hakkında bu kadar açık verdiğim yeter gari. Aslında taslakta daha uzun bir yazı vardı ama hala izlemediyseniz burda zaman kaybeymeye hiç gerek yok, direk filmi açıp izleyin... Özgür ruhlu Ranço'yu ve iki aptal arkadaşının komik dünyasını hala izlemediyseniz büyük hemde çok büyük kaybınız var demektir!  İzleyin izlettirin canlar;)  Ben deniz sağ elimi kalbimin üzerine koyup ''Ol iz velll'' nidalarıyla ufaktan kaçar, hepinize iyi günler;)

26.05.2012

Çatı Katı Prensi Saraya Döndü!

Son haftalarda kaçırmadan takip ettiğim tek dizi olan Rooftop Prince sonunda final bölümünüde yayınladı ve biz kdrama severlere veda etti. Dizinin tanıtımını falan daha önce buradaki yazımda yapmıştım o yüzden hiç o konulara takrardan girmicem. Sadece dizi hakkında içimde kalanları söyleyip gidicem;) Bu arada çok salak bir başlık yazdım farkındayım ama idare edin aklıma başka hiç bişey gelmiyor:)

Not: Eğer diziyi izlemediysen ve izlemeyi düşünüyorsan o zaman bu yazıyı okuma;)

Öncelikle hala bu diziyi izlemeyen kaldı mı? Eğer hala varsa bırak yazıyı okumayı direk diziyi açıp izlemeye başla derim... Yeni çekilen ve hala daha çekilmekte olan bir çok diziye göz attım ama sadece Çatı Katı Prensi'nin tiryakisi oldum. Çok eğlenceli aynı zamanda merak unsurunun yüksek dozda olduğu bir diziydi. Tabi diziyi bu kadar çok sevmemde ve dizinin bu kadar çok tutulmasında oyuncularım çok büyük katkısı vardı. 


Ha Ji Min gerçekten çok yetenekli ve deneyimli bir oyuncu. Kadını daha önce de izlemiştim ama burda ayrı bi sevdim Pak Ha rolünü iyi kıvırdı, duygu geçişlerini falan tam dozunda verdi. Seviyorum bu kadını ya girdiği her role ayak uyduruyor...


Yoochun! Hep diyorum ciddi roller sana yakışmıyor diye, oğlum bir kere ciddi olmak senin doğana aykırı. Gerçek hayatta her saniye gülen, şebeklik yapan birini dizilerde somurtuk görmek benim gibi saftiriklere ters tepki yapıyor galiba. Yoochun her ne kadar duygusal sahnelerde oyunculuğunu sergilese de çocuğun yüzünü görünce gülesim geliyor napayım. Hele de bu diziden sonra ağzıyla kuş tutsa ciddiye almam bu çocuğu:)) Şimdi ister istemez prensimizin oyunculuğunu diğer dizileriyle kıyaslıyorum. Sungkyunkwan Scandal da tamam iyidi hoştu ama açıkçası orda pek bi eğrelti durmuştu. Şahsen ben o dizide diğer oyuncuları sevmiş bizim oğlanı ister istemez göz ardı etmiştim. Her ne kadar SS de dizi boyunca odun gibi durduysa Rooftop Prince de bir o kadar harika oyunculuk segiledi. Mimikler, ses tonlamaları, hareketleri vs herşeyiyle on numara bir karakter çıkardı ortaya. Sevdim hemde çok sevdim seni çohaaaa:)
 

Üç kafadarlar! Ah siz ne şekersiniz yahu. Genellikle dizilerde başrol oyuncuları göz önündedir yan karakterler sadece zaman doldurmak için bir araçtır. Ama bu dizide bu üç kafadar olmazsa olmazdı. En çok güldüğüm yerler bunların oldukları sahnelerdi. Her biri karakterini kusursuz oynadı, oyunculuklarını çok sevdim. Bundan sonrada bu üçlüyü takip etmeye devam edeceğim, umarım yeni bir komedi dizisinde iyi bir rolle karşıma tekrar çıkarlar.


Hong Se Na & Yong Tae Moo...  İçimden şöyle okkalı bir küfretmek geçiyor ama ne benim kişiliğime yakışır ne de bloğumu bu ikisi yüzünden kirletmeye değer, o yüzden direk üç nokta (...) koyuyorum siz anlayın:) Bilerek resimlerini eklemedim hatta tanıtım yazısından da kaldırsam mı ki bu pisliklerin resmini:) Ben bu şahsiyetlere bu kadar sinir olmam onların iyi birer oyuncu olduğunu mu gösterir? Hımm sanmıyorum çünkü Tae Moo'yu canlandıran arkadaş bana göre dizideki en acemi isimdi. İfadeleri falan pek bi donuktu, dizide oyunculuğunu sevmediğim tek bu çocuk vardı desem yeridir. Se Na'yı canlandıran arkadaş biraz daha iyiydi,  en azından mimiklerini kullanmaya çalışıyordu kadın. Özelliklede korkması gerektiği sahnelerdeki vücut hareketlerini iyi kullandı. Bu ikiliye asıl sinir olmamdaki neden dizideki rolleriydi bence. Yani düşününce kötü karakterlerin alasını ortaya çıkarmışlar. Bi tanesi tek bir yumruğuyla önüne geleni öldürüyor ötekinde de yalan-dolan ne ararsan var. Dizinin ana fikri şu olsa gerek, bizdeki ''insan yedisinde ne ise yetmişinde de o dur'' atasözünden yola çıkarak ''insan geçmişte nasılsa 300 yıl sonra da aynıdır değişen sadece zamandır'':))




Gelelim finale; pek çok şey istediğim gibi olamadı, senarist beni çok şaşırttı. Tamam finali berbat etmedikleri için çok mutluyum ama böyle bir sonla bitince de biraz garip oldum. Ne bilem başta zaten ''ne yani bitti mi?'' gibi tepkiler verdim. Ama şimdi oturup düşününce de adamlarda haklı, böyle karışık bir diziyi başka nasıl sonlandırabilirler di ki? Kafasında mantıklı bir son yazan var mıydı? 



Beni en çok şaşırtan  Bu Yong'un ölümü oldu, doğrusu böyle bir olasılığı hiç düşünmemiştim. Anlaşılan pembe gözlüklerimi takmış mutlu sonla bitecek diye kendimi kandırmışım. Oysa senarist prensi 300 yıl bekletmeyi çoktan kafasına koymuş da haberim yok:( Neyse yine de herkes er yada geç muradına erdi gerçi bende içine Lee Gak kaçmış Tae Yong ile kalakaldım ama olsun bunada şükür:) Son olarak yirmi bölümdür ne olabilir acep diye düşündüğüm bilmecenin cevabını beni o kadar süründürdükten sonra  yirminci bölümde söylediniz ya alacağınız olsun! 

Bir diziyi daha bitirdik! Hımmm sanırım bu yazı dizi bittikten sonra hakkında ikinci kez yazdığım ender dizilerden biri oldu.  Eringeçliğimi bir kenara bırakıp kolay kolay ikinci bir yazı yazmam kıymetini bil Rooftop Prince;) Aslında yazıya başlamadan önce aklımda söylemem gereken bir yığın şey vardı ama hepsi uçup gitti, o yüzden bende gidiyorum:)

Başka bir yazıda görüşmek üzere 
sağlıcakla kalın;)
 

16.05.2012

Junsu – Tarantallegra !!!

Omoooo bizim oğlanın içine şeytan kaçmış!!!


Junsu'nun bir solo albüm çıkaracağını biliyordum ama sadece o kadar. DBSK grubundan ayrıldıktan sonra bile tarzını değiştirmediği için pek farklı birşey beklemiyordum açıkçası. Hele Junsu'dan hiç beklemiyordum... Ben sadece o sevdiğim kadife sesiyle söylediği güzelim şarkıları bekliyordum. O yüzden ne albümün tanıtımlarına baktım ne de yazılan yazılara ki zati zamanımda yoktu o da ayrı bi konu. Neyse efenim ben bu yazıda JYJ grubuna yeni katılan üyeyi tanıtmak istiyorum kim mi; Şeytan Junsu:)) Şaka bir yana çocuğu öyle bir tepe taklak etmişler ki eski halinden eser yok. Kaç saattir klibi izliyorum ama hala sindirebilmiş değilim. İlk izlediğimde nasıl bir şok yaşadıysam artık şarkıyı dinleme faslına geçemedim. Hala klipte takılıp kaldım... Annem ne yaptılar sana böyle! Bizim bildiğimiz sevimli, saf, bir şekere tav olan gerçek Junsu nereye gitti? Valla bunları düşündükçe kalbim daralıyor:)

Junsu'nun ilk solo albümü olan Tarantallegra 14.05.2012 itibariyle tam olarak yayınlandı. Albümde bir çok şarkı bulunuyor ama ben öncelikle albüme de ismini verdiği çıkış parçası olan Tarantallegra ile devam edicem. Daha sonra diğerlerine inşallah sıra gelicek:) Öncelikle izlediğimden beri kafamı allak bullak eden klibi ve yeni Junsu'yu izleyelim bende bu sırada kendime geleyim, hemen ardından yorumlara geçelim.

Xiah (준수) Junsu – Tarantallegra


 Klibin başındaki taht sizede bir yerlerden tanıdık geldi mi? Evet evet benimde aklıma direk BigBang'in Fantastic Baby klibi geldi. Problem yok Junsu sende benim gözümde kralsın:)



Bilemiyorum Junsu'nun o saf hallerini bildiğimden midir nedir bu klip bana baya ağır geldi. Şöyle ki klibi izlerken ilk on saniyesinde ve son saniyelerde videoyu dondurup klip Junsu'nun mu değil mi diye teyit ettiğimi gayet net hatırlıyorum. Bakın hele eski ve yeni haline ne demek istediğimi anlayın.



Junsu'cum beni o kadar dumara uğrattı ki bir saniye önce düşündüklerimle bir saniye sonra düşündüklerim birbirinden tamemen farklı o yüzden bu yazının sonu nice olur bilmem, bunu baştan söyleyimde sonra bu kız ne zırvalıyor demeyin:)

Bizim oğlandaki büyük değişim ile ilgili klip üzerinden devam edelim. Junsu'ya farklılık yarat, kendini yenile demişler yada kendi istedi bilemiyorum ama değişimin dibine vurmuş. Mesela klipte girmediği tip kalmamış! Eğer isterse şirin kişiliğinden sıyrılıp ne kadar renkli bir kişilik olabileceğini kanıtlamaya çalışmış heralde. Gereklimiydi yada olmuş mu tartışılır. Ama bu işi kıvırmış mı kesinlikle. Bunun en basit örneğini videonun yayınlandığı daha ilk günden bütün ilgili sitelerde hızla yayılmasını gösterebiliriz. Belki kpop videolarını yeni izleyen biri için bir anlam ifade etmiyor olabilir ama az buçuk kpop kültürü olan biri için hele de JYJ açısından ne kadar fark yarattığı gayet iyi anlayacaktır. Klip bir çok yönden o kadar profesyonel ki, mesela şu yandaki sahne. Siz hayatınızda hiç bu kadar sevimli bir o kadar da hüzünlü bir kız gördünüz mü?

Sırf bu küçük kare için bile bu yazıyı yazabilirdim. Sitelerde aylak aylak dolaşırken bir sürü yoruma rast geldim. Bir çok kişi bu kızın ne kadar güzel olduğundan falan bahsetmiş! O arkadaşlara burdan duyurulur ''canlar bu sevimli velet pardon kız bizzat Junsu'nun kendisidir eheh:))'' Yorumları okurken çok eğlendim ya sonra da tumblr da şu gifi görünce sesli bir kahkaha attım.

Hero yaa:)))
O kendine has dudaklarıda olmasa bende tanımazdım ya neyse... Ama itiraf edin çocuk çok güzel bir yoca olmuş dimi ama:) Bu kadarı sizi kesmediyse albüm için çekildiği resimlerle devam edeyim;




(Not: 1gün sonra kaldığımız yerden devam...)

Junsu'nun yeni tarzı bilemiyorum sanki kendine bir beden büyük gelmiş gibi tabi önyargım yüzünden de böyle düşünüyor olabilirim. Zira Junsu bu kliple büyük bir farklılık yarattığı aldığı yorumlardan anlaşılıyor. Bir grup üyesine göre çok ses getiren bir çalışma olmuş. Şu andaki durumlarını göz önünde bulundurursak JYJ, BigBang grubundan bile daha üst sırada benim için. Bu kıyasalamayı ister istemez yapıyorum çünkü BigBang grubuna ve yeteneklerine büyük saygı duyuyorum ama JYJ'nin azmine ise hayramın. JYJ grubunun bütün üyeleri eski şirketlerinden ayrıldıklarından beri dur durak bilmeden çalışıp durdular ki hala da didiniyorlar. Park Yoochun hala devam etmekte olan Rooftop Prince adlı dizide gümbür gümbür oyunculuğunu döktürüyor, Kim Jaejoong Dr Jin isimli yeni başlayacak bir tarihi dizide oynayacak, Kim Junsu ise şarkı söylemeyi seçerek mis gibi bir albüm çıkardı. Bütün bu çabalarına rağmen hala grubun önüne taş koymaya çalışıyorlar. Junsu'nun güzelim şarkılarını ki klip konusunda her ne kadar kararsız olsam da şarkılar on numara gelen bütün yorumlarda aşağı yukarı böyle ama buna rağmen şarkıları müzik listelerinde birincilik şurda dursun listeye almıyorlar bile! Yazık... O kadar zaman geçti ama hala yavrularımla uğraşıyor pislikler:( Bütün bunlara rağmen grup inatla hep ileriye bakıyor ya işte diyorum be JYJ'yi sırf bu yüzden sevebilirim;)

Sonuç olarak Junsu'nun yeni halini tam olarak sindirememiş olabilirim ama bu çocuğa değişim şarttı üzerine yapışan sevimlilik abidesi görüntüsünden ve devamlı slov şarkılar söyleyen kadife sesli şarkıcı rolünden eminim ki o da çok sıkılmıştı. Bu kadar köklü bir değişiklik hepimizi şaşırtsa da hepkes amacına ulaşmış gibi görünüyor. Şu anda her yerde Fantastic Junsu'nun haberleri dolaşıyor:) Tamam bazı şeyler abartılmış ama yinede ben beğendim arkadaş! Özellikle de şarkıları ayrı bi beğendim tamam bu çocuk slov şarkıları güzel söylüyor ama araya farklı sesler, yeni tarzlar serpiştirmesi çok daha güzel olmuş. Bu arada ben bu çocuğa sarı saçın kendisine ne kadar yakıştıını söylemişmiydim:)

Beni kendi halime bıraksalar kafamı toplayım Junsu hakkında çok daha uzun yazabilirim ama yarın sunumum var ee hocacıkıma da kalkıp JYJ'yi anlatamayacağıma göre şimdilik burda bırakıyorum. Albümdeki diğer şarkılara sıra gelmedi yahu, neyse onları da başka bir yazıda üstünden geçeriz. Bu arada albümde 12 adet şarkı olduğunu söylemeyi unuttum. Hemen onlarıda yazıp ufaktan kaçıyorum. Başka bir yazıda görüşmek üzere;)

Albümdeki şarkılar




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...